Hakkımızda
Parti Programı
I. GİRİŞ
İnsan, yaratılmışların en şereflisidir. Diğer varlıklardan farklı olarak akıl, şuur ve irade ile donatılmış; iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan, adaleti zulümden ayırt edebilme yeteneği verilmiştir. İnsanın refaha erebilmesi için kendisini ifade edebilmesi, diğer insanlara faydalı olabilmesi ve kemale erebilmesi, aklını ve iradesini iyiden, güzelden, doğrudan, faydalıdan ve adaletten yana kullanması ile mümkündür. Bunun için insanların bazı reddedilmez haklarının ve özgürlüklerinin olması ve bunların diğer insanların tasallutundan korunması gerekmektedir.
İnsan aynı zamanda tek başına yaşayamayan sosyal bir varlıktır. Hayatını sürdürebilmesi için tek başına karşılayamayacağı çok çeşitli ihtiyaçları vardır. Bu nedenle insan, aileden devlete kadar çeşitli sosyal ve siyasi oluşumların üyesi olmak zorundadır. Tarih boyunca, değişik şekillerde de olsa, bir siyasi organizasyon olarak devlet, insan hayatında hep önemli bir yer işgal etmiştir. Siyaset; meşruiyetini bireylerin hak ve özgürlüklerini koruma amacından alan, en üst siyasi organizasyon olan devlet eliyle, hak ve adalet ilkeleri çerçevesinde insanlara hizmet etme işidir.
İnsanın özlemi ise yeryüzünün en önemli değeri olan refah içinde yaşamaktır. Refah; ancak sevgi ve kardeşlik, hak ve özgürlük, adalet, refah ve saygınlık ortamında gerçekleşebilir. Bizler, görüşümüzün temeli olan sevgi, şefkat ve kardeşlikten yola çıkan insanlar olarak Yeni Yüzyıl Partisi’nde bir araya geldik. Amacımız, başta bu ülkede yaşayan insanlar olmak üzere, tüm insanlığın refah içinde yaşamasıdır.
Parti Onursal Başkanı: MEHMET ALİ ARSLAN
YENİ YÜZYIL PARTİSİ: VİZYON | MİSYON | DEĞERLER
"AHLAKLA YÖNET, ADALETLE BÜYÜT" Yeni Yüzyıl Partisi TÜRKİYE İçin Geliyor / Çalışıyor.
VİZYON
Yeni Yüzyıl Partisi, Türkiye’yi evrensel değerlerle donatılmış, adil, hukukun üstünlüğüne dayalı, kalkınmış bir ülke olarak görmektedir. Partimiz; insan haklarına saygı, adalet, ahlaki değerler ve demokratik ilkelerin temelinde yükselen bir gelecek vizyonunu benimsemektedir. Milletimizin refahını artırmak, her bireyin hak ve özgürlüklerini güvence altına almak, sürdürülebilir kalkınma için çaba harcamak temel hedeflerimizdir. Yeni Yüzyıl Partisi; birlik ve beraberlik içinde, şeffaf yönetim anlayışıyla, toplumun her kesimini kucaklayarak Türkiye’yi daha güçlü, adil ve insan odaklı bir geleceğe taşımayı taahhüt eder.
MİSYON
Yeni Yüzyıl Partisi; Türkiye’nin temel değerlerine bağlı, evrensel normlara saygılı, adil ve demokratik bir toplumun oluşturulmasına kararlılıkla odaklanmaktadır. Misyonumuz; ülkemizin her bireyine eşit fırsatlar sunarak adaletin güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve toplumsal katılımı teşvik etmektir. Ayrıca, “Önce Ahlak ve Maneviyat” prensibi doğrultusunda, milli birlik ve beraberlik içinde, sürdürülebilir kalkınma ve milletimizin refahını artırma hedeflerimizle Türkiye’yi güçlü, etik değerlere dayalı bir geleceğe taşımayı amaçlıyoruz.
DEĞERLER
-
Adalet ve Eşitlik: Her bireyin önünde eşit fırsatların bulunduğu bir toplum için adaleti savunuyoruz.
-
Demokratik İlkeler: Halkın katılımını teşvik eden, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışına bağlıyız.
-
İnsan Haklarına Saygı: Evrensel insan haklarına tam saygı göstererek her bireyin onuruna saygı duyuyoruz.
-
Ahlak ve Maneviyat: “Önce Ahlak ve Maneviyat” ilkesiyle, etik değerlere önem vererek toplumun ahlaki bir temel üzerinde birleşmesini hedefliyoruz.
-
Hukukun Üstünlüğü: Hukuk devleti ilkesine bağlı olarak herkesin yasalar önünde eşit olduğuna inanıyoruz.
-
Milli Birlik ve Beraberlik: Türkiye’nin birlik ve beraberliğini güçlendirmek ve milli değerlere sahip çıkmak için çaba harcıyoruz.
-
Sürdürülebilir Kalkınma: Çevresel ve ekonomik sürdürülebilirlik temelinde, gelecek nesillerin haklarına saygı gösteriyoruz.
-
Toplumsal Katılım: Değerlerinizi belirleyen süreçte halkın katılımını artırarak toplumun beklentilerini ve ihtiyaçlarını daha iyi anlamaya çalışabilirsiniz.
-
Eğitim ve Bilinçlendirme: Değerlerinizi destekleyen eğitim programları ve bilinçlendirme kampanyaları düzenleyerek hedef kitlenizin bu değerleri benimsemesine katkıda bulunabilirsiniz.
-
İşbirliği ve Diyalog: Diğer siyasi partilerle, sivil toplum kuruluşlarıyla ve toplumun çeşitli kesimleriyle işbirliği yaparak ortak değerlere vurgu yapabilir ve birlikte daha güçlü bir toplum inşa edebilirsiniz.
-
Uygulamada Şeffaflık: Değerlerinizin politika ve uygulamalara yansıtılmasında şeffaf olmak, halkın güvenini kazanmanıza yardımcı olabilir.
-
Sosyal Sorumluluk Projeleri: Topluma fayda sağlayan sosyal sorumluluk projeleriyle değerlerinizi pratiğe dökerek sadece söylemde değil eylemde de bu değerlere sadık kaldığınızı gösterebilirsiniz.
-
Gençlerle İlişki Kurma: Gençlerle etkileşimde bulunarak gelecek nesillerin değerlerinize olan ilgisini artırabilir ve onların katılımını sağlayabilirsiniz.
II. DEVLETİN NİTELİKLERİ VE İLKELER
II.1. İnsan Hakları ve Özgürlükler
II.1.1. Genel
Üzerinde insanlığın anlaştığı, çoğu uluslararası sözleşmelerde zikredilen ve tabii hukuka aykırı olmayan temel haklara, bütün insanlar doğuştan sahiptirler ve bu haklara dokunulamaz. Bu haklar insan onur ve haysiyetinin koruma zırhıdır. Yeni Yüzyıl Partisi iktidarında, tüm sosyal ve siyasi organizasyonlar, bu doğal hakların korunmasına ve kullanılabilir olmasına hizmet edecektir.
Milletimizin ve onun devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olması, ancak vatandaşlarının temel insan haklarının garanti altına alınmasıyla mümkündür. Yeni Yüzyıl Partisi, insan hakları konusunda milletimizin ve tarihinin kabul ettiği tabii hukukun ortak değerlerinin ve Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ile Avrupa İnsan Hakları Beyannamesindeki hususları uygun görmektedir.
Bir takım adımların atılmış olmasına rağmen, maalesef bugün Türkiye’de insan haklarını gerçek manada garanti altına alan uygulamaların olduğunu söyleyemiyoruz. Özellikle son günlerde atılan bazı adımlar endişe doğurmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde yaşayan herkes hür, onurlu ve haklar bakımından eşittir. Partimiz; devletin, bu ülkede yaşayan herkesin ırkı, rengi, cinsiyeti, dili, dini, mezhebi, siyasi görüşü, sosyal menşei, serveti veya diğer herhangi bir özelliğini gözetmeden tüm insan haklarını ve özgürlüklerini garanti altına almasını sağlamak için çalışacaktır. Devlet hiyerarşisini (sosyal ve bürokratik düzeni) bozacak her türlü yapılanmaya da müsaade etmeyecektir.
II.1.2. Yaşama ve Güvenlik
Yaşama, özgür olma ve kişi güvenliği her bireyin hakkıdır. Devletin en temel görevlerinden birisi kişi güvenliğini temin etmektir. Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma, sürdürme ve geliştirme hakkına sahiptir. Hiç kimseye zalimane, gayri insani ve haysiyet kırıcı ceza verilemez, işkence yapılamaz; bu tip muameleler hiç kimseye uygulanamaz. Yeni Yüzyıl Partisi, işkence ve kötü muameleyi en büyük insanlık suçu olarak kabul eder; Türkiye’yi işkence, gözaltında ölüm, kayıplar ve faili meçhul cinayetler gibi uygulamaların olmadığı bir ülke haline getirmek için en büyük titizliği göstereceğini kamuoyuna duyurur.
Ülkemizde hiç kimsenin özel hayatına, ailesine, meskenine ve haberleşmesine keyfi müdahalede bulunulamaz. Onuruna ve kişiliğine dokunulamaz; herkesin bu müdahale ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya hakkı vardır. Herkesin ülkede ya da ülke dışında serbestçe seyahat ve ikamet etme hakkı vardır.
II.1.3. Düşünce ve İfade Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkı
Demokrasinin esas dayanağı düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Düşünce ve düşünceyi ifade etme özgürlüğü, örgütlenme hakkı, öğrenim, öğretim ve inandığı gibi yaşama hakkı demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Düşünce ve ifade özgürlüğü; düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, düşünce ve bilgileri her vasıta ile aramak, elde etmek, yararlanmak ve yaymak hakkını gerektirir.
Dernek, vakıf, sendika, oda ya da siyasi parti şeklinde örgütlenme hakkı ile toplantı ve gösteri hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğünün bir parçasıdır. Bu nedenle Yeni Yüzyıl Partisi, sivil toplum kuruluşlarını ve siyasi partileri demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak kabul etmektedir. Yalan haberi, iftirayı, hakareti ve şiddet çağrısı içeren beyanları, ülkenin bölünmesinin talep edilmesini ifade özgürlüğü olarak kabul etmiyoruz. Bize göre düşünce, ifade ve örgütlenme hakkının sınırları yalan, iftira, hakaret, şiddet ve terördür; hiçbir düşünce ve onun ifadesi şiddet ve teröre sebep olmadıkça kamu güvenliği ve düzenini tehdit şeklinde değerlendirilemez.
Demokratik sistemlerin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partiler farklı görüşlere sahiptirler. Tek tip düşüncenin farklı adlarla örgütlenmesini demokrasi sayan anlayışı doğru bulmuyoruz. Farklı düşüncelere tahammülsüzlüğü ve siyasi partiler üzerindeki baskı ve kısıtlamaları, demokratik anlayışa aykırı, ilkel bir zihniyetin ürünü olarak görüyoruz. Bu nedenle Yeni Yüzyıl Partisi olarak düşünceyi ifade ve örgütlenme hakkının korunması ve siyasetin önündeki tüm engellerin kaldırılması öncelikli hedefimizdir.
İktidarımızda, habere ulaşma hakkı, yorum ve eleştiri hakkı ve yayınlama hakkı tam olarak korunacaktır. Bu hakların, basının doğru bilgilendirme ve toplum adına denetim görevini aşarak ekonomik ve siyasi çıkar elde etme, kişilik haklarının ihlali ve insan onurunun rencide edilmesi şeklinde kullanılmasını tasvip etmiyoruz. Bunun için gerekli önlemler alınacaktır.
Elbette hak ve özgürlüklerin genel bir sınırlaması da vardır; o da başkasının hak ve özgürlüklerine tecavüz edilmesidir. Yeni Yüzyıl Partisi; Türkiye’de hiç kimsenin haklarının başkalarının haklarını, özgürlüklerinin başkalarının özgürlüklerini, mutluluğunun başkalarının mutluluğunu ortadan kaldırma üzerine kurulamayacağını savunmaktadır. Bundan dolayı özgürlükler çatıştığı zaman sınırların adaletle çizilmesi gerektiğine inanıyoruz. Devletin ve doğal olarak bu yapı içerisinde yer alan yasama, yürütme ve yargı erklerinin en temel görevi, en geniş anlamda insan hakları ve özgürlükleri korumak ve adaleti tesis etmektir.
II.1.4. Din ve Vicdan Özgürlüğü ve Laiklik
Türkiye, din ve laiklik tartışmalarını artık aşmak zorundadır. Bunun için yapılacak iş, evrensel normlara göre bir laiklik tanımı ve uygulamasıdır. Yeni Yüzyıl Partisi, bu ülkede yaşayan herkesin din ve vicdan özgürlüğünü savunur. Herkes din, kanaat ve vicdan özgürlüğüne, ibadet ve dini vecibelerini bireysel ve toplu olarak yerine getirme hakkına sahip olmalıdır. Din, vicdan ve kanaat özgürlüğü temel insan hakları içinde yer alır. Bu hak, dinini tek başına veya topluca, açık olarak ya da özel surette, öğrenim, öğretim, tatbikat ve ibadetlerle açığa vurma ve örgütlenme özgürlüğünü de içerir. Hiç kimse din ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; yine hiçbir kimse ve kurum, din ve kanaatler konusunda bir başkasına zorlama yapamaz.
Devlet; laikliğin gereği olarak din, inanç ve kanaat konusunda taraf olamaz. Bu nedenle devlet, herhangi bir dinin inanç, ibadet ve vecibelerini icbar eden veya bunları yasaklayan bir uygulama içinde bulunamaz. Her konuda olduğu gibi din, inanç ve kanaat konusunda da kendisi bir baskı unsuru olamayacağı gibi toplum kesimlerinden kaynaklanan baskı, dayatma ve şiddet içeren eylemleri önlemekle de yükümlüdür. Devlet, insanların din ve kanaat tercihleri ve bunların gereklerini yerine getirmeleri yolundaki engelleri ortadan kaldırır.
Laiklik, kanunların ilme, gerçeklere, akıl ve insanların tecrübelerine dayanarak yapılmasını gerektirir. Ancak laiklik, asla dinsizlik veya din karşıtlığı olarak algılanamaz ve algılanmamalıdır; aksine laiklik, bir kimsenin genel ahlaka aykırı olmamak şartı ile inancının gereklerini özgürce yerine getirebilmesi ve devletin bu konularda kesinlikle taraf olmaması ve bu hakları korumasıdır.
II.2. Demokrasi
Yeni Yüzyıl Partisi, herkesin refahını istemekte, bunun da ancak barış ve kardeşlik, hürriyet, adalet, refah ve saygınlıkla mümkün olacağını idrak etmektedir. İnsan maddi ve manevi varlığı ile bir bütündür. Sosyal bir varlık olan insan, diğer insanlarla birlikte oluşturduğu siyasal ve sosyal organizasyonları yönetme hakkına sahiptir. Egemenlik, doğrudan halk oylaması yoluyla ya da bireylerin gerçek serbest seçimler yoluyla ve eşit tanıtma şartları içinde seçtikleri temsilcileri aracılığıyla kullanılır.
Millet tarafından TBMM'ne verilen egemenliği kullanma hakkı, hiçbir kişi veya kuruma kısmen ya da tamamen devredilemez. Bunun dışında kalan işlerle ilgili alanın düzenlenmesi, yine eşit hak ve özgürlüklerin korunması ve zarar görmemesi, nimet ve külfetlerin, görev ve yetkilerin adil dağıtılması ve paylaşılması hususunda demokratik usul ve esaslar geçerlidir.
II.3. Hukukun Üstünlüğü
Temel esas, kaba kuvvetin değil, hakkın üstün tutulmasıdır. Yeni Yüzyıl Partisi, insan haklarına dayalı demokratik devlet yapısı için hukukun üstünlüğünü vazgeçilmez esas olarak görür. İnsan haklarının dokunulmazlığını temin için, tabii hukuk ve adalet ilkeleri dâhilinde önceden anlaşılmış ve ilan edilmiş kurallara ihtiyaç vardır. Bu kurallar tüm erkleri kullananları ve tüm bireyleri bağlar. Bu kuralların insan haklarının dokunulmazlığını koruması ve herkese eşit ve adil bir şekilde uygulanması hukukun üstünlüğünü oluşturur.
Yeni Yüzyıl Partisi, hakkı üstün tutan bir anlayışa sahiptir. Bu nedenle gücün hukukunu reddetmektedir. Biz, hukukun gücünü, hukukun üstünlüğünü savunan geleneğin temsilcileriyiz. Kaba kuvvete karşı hakkı, hukuku, adaleti savunuyoruz. Partimiz, hukuka dayalı bir düzen, hakka dayalı ilişkiler ve adaletin belirlediği paylaşım için siyaset yapar. Yeni Yüzyıl Partisi; siyasi hedefleri olarak belirlediği gerçek demokrasi, insan hakları, özgürlükler, kalkınma, refah, barış ve sosyal dayanışmanın ancak bir hukuk devletinde gerçekleşebileceğine inanmaktadır. Bu nedenle Yeni Yüzyıl Partisi, hukukun üstünlüğünün tam bir savunucusudur.
Ülkemizde ‘Hukuk Devleti’ anlayışının sorunlu olduğu herkes tarafından ifade edilmektedir. Gerçek bir hukuk devleti oluşturulması için başta Anayasa olmak üzere yasalarda ve uygulamalarda bazı düzenlemelere ihtiyaç vardır. İstismarı önlemek için ‘Kanun Hükmünde Kararname’ ve ‘Torba Yasa’ çıkarma yetkisinin kullanılmasına bir sınır getirilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Kanun devleti demek, hukuk devleti demek değildir; hukuk devleti, kanunları tabii hukuka, hakka ve adalete uygun olan devlettir. Tabii hukuk şu dört temel hak üzerine şekillenir:
-
Doğuştan var olan temel insan hakları,
-
Emek harcanarak kazanılan haklar,
-
Karşılıklı rıza ile yapılan sözleşmelerden doğan hak ve ödevler,
-
Adaletin gereği olarak doğan haklar.
II.4. Sosyal Devlet
Anayasanın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında devletimiz “Sosyal Bir Hukuk Devleti” olarak tanımlanmıştır. Devlet, halka hizmet için vardır. Sosyal devlet, halkın bütününü gözeten; hizmetlerinde tüm halkın ihtiyaçlarını karşılamayı görev sayan devlettir. Sosyal devlet, refah ve gelir dağılımı bakımından da zümrevi ve bölgesel dengesizlikleri giderecek tedbirlere öncelik verir. Yeni Yüzyıl Partisi, sosyal hakların elde edilmesini ve kullanılmasını milletimizin tüm fertleri için sağlamayı görev sayar.
II.5. Ahlak ve Maneviyat
Ahlak ve maneviyat en önde yürüyen bayrağımızdır. Ahlaki ve manevi değerlere bağlı milletlerin büyük medeniyetler kurduklarına, bu değerlerden uzaklaşanların ise güçlerini yitirdiklerine tarih şahittir. “Yaşanabilir bir Türkiye”, “Yeniden Büyük Türkiye” ve “Yeni Bir Dünya”nın ancak ahlak, maneviyat ve adil bir düzen temeli üzerinde kurulacağına inanıyoruz. Bu nedenle Yeni Yüzyıl Partisi olarak güzel ahlakın kökleşmesini ve geliştirilmesini, toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi ve ülke fertlerinin saadete ulaşabilmesi için zorunlu görüyoruz. Refah için zorunlu olan yukarıda belirtilen beş temel şart ancak “Önce Ahlak ve Maneviyat” prensibi ile gerçekleşebilir.
III. DEVLETİN YAPISI VE HİZMETLERİ
III.1. Anayasa
Yeni Yüzyıl Partisi, insanımızın özlemi olan kalkınmış, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, özgür, “Yaşanabilir Bir Türkiye” ve “Yeniden Büyük Türkiye”nin kurulması için mevcut Anayasanın, insanların temel hak ve özgürlüklerini uygulamada ortadan kaldırmayacak ve güvence altına alacak şekilde düzenlenmesi gereğine inanmaktadır. Bu nedenle Yeni Yüzyıl Partisi; ülkeyi mutlu yarınlara taşıyacak ve demokrasinin temel ilkelerine, evrensel hukuk normlarına ve insan haklarına aykırı her türlü uygulamayı kesin olarak önleyecek bir Anayasanın bir an evvel yürürlüğe girmesi ve uygulamanın Anayasada yazılı esaslara uygun olarak yürütülmesi için her türlü gayreti göstermeyi temel görev sayar.
III.2. Yasama
Partimiz, getireceği Anayasa değişikliği ile kuvvetler ayrımını tam olarak tesis edip yasamayı bütünüyle millet iradesine bağlı hale getirecektir. Yine yapacağımız Anayasa değişikliği ile referandum müessesesi genişletilecek ve önemli konuların milletin oyuna sunulması sağlanacaktır. Ayrıca vatandaştan belli sayıda imza ile gelen tekliflerin referanduma götürülmesinin yolu açılacaktır. Siyasi partilerin serbestçe ve demokratik kurallara bağlı olarak çalışmalarını ve seçmen iradesinin Meclis çalışmalarına tam olarak yansımasını sağlayacak yeni siyasi partiler ve seçim kanunları hazırlanacaktır.
III.3. İdari Reform
Yeni Yüzyıl Partisi, Türkiye’nin artık merkeziyetçi, hantal bir idari yapı ile yönetilemeyeceğine inanmaktadır. Bundan dolayı, mevcut düzenlemeler yeterli olmadığından Türkiye’nin iyi düşünülmüş köklü bir idari reforma ihtiyacı vardır. Ülke bütünlüğüne zarar vermeden, kurumları yerli yerine koyan, şeffaf, esnek ve dinamik bir işleyişi esas alan, yerel yönetimleri güçlendiren, onlara inisiyatif veren, her aşamada demokratik denetimi işleten ve bütün bunları yaparken milletin iradesini öne çıkaran bir idari yapı ve işleyiş için, başta Anayasa olmak üzere yasalar ve uygulamalarda değişiklik yapan bir idari reformu gerçekleştirmek ana hedefimizdir.
Bütün özerk kurum, kuruluş ve işleyiş biçimleri yeniden düzenlenecektir. Milli Güvenlik Kurulu, savunma konusunda siyasi iktidara danışmanlık yapan bir kurul haline dönüştürülecektir. Tarihi ve coğrafi şartları itibarı ile barış, huzur ve adalete dayalı yeni bir dünyanın kurulmasında öncülük yapması gereken Türkiye’nin, her türlü dış etken ve baskıya karşı siyasi, iktisadi ve teknolojik bakımdan bağımsız bir ülke olması, sadece ülkemiz halkının saadeti bakımından değil bütün insanlığın saadeti bakımından da büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple, ülkemizin her yönden gerçek bağımsız bir ülke olabilmesi için yapılacak değişiklikleri ve alınması lazım gelen tedbirlerle ilgili projeleri Hükümete sunmak üzere bir “Yüksek Bağımsızlık Kurulu” oluşturulacaktır. Bu Kurula bağlı “Teknolojik Gelişme”, “Ekonomik Gelişme” ve “Siyasi Gelişme” kurulları ile ülke ve milletin ali menfaatleri korunacak, sömürü ve bağımlılıklar önlenecektir.
III.4. Kamu Düzeni ve İç Güvenlik
Devletin asli görevlerinden biri kamu düzenini korumak ve iç güvenliği sağlamaktır. Bu hizmet yapılırken insan hakları ve insan onur ve haysiyetinin korunmasına azami dikkat gösterilmesi esastır. Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması ve vatandaşlar arasında dostluk ve kardeşliğin geliştirilmesi, huzur ve güven ortamının tesis edilmesi en önemli önceliğimizdir. Milli, manevi ve ahlaki değerlerimiz, huzur ve barış ortamının tesisi ve devamında en önemli dayanağımızdır. Vatanımızın bölünmezliği, milletimizin birliği, beraberliği ve kardeşliği temel esastır.
III.5. Milli Savunma
Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya ve tarihsel gerçekler, kuvvetli bir savunma gücünü zorunlu kılmaktadır. Savunma gücümüzün üstünlüğünün sadece sayısal üstünlükle değil, aynı zamanda modern silah ve üstün teknolojiye sahip araç ve gereçlerle teçhiz edilmiş, en mükemmel şekilde eğitilmiş, yüksek manevi değerlere sahip bir orduyla mümkün olabileceğine inanıyoruz. Silahlı Kuvvetlerimizi, ülkemizi her zaman dış tehditlere ve saldırılara karşı koruyacak caydırıcı bir güç, bölgenin ve dünyanın barışı için bir teminat olarak görüyor, onun mutlak surette iç politika çekişmelerinin dışında tutulması gerektiğine inanıyoruz. Silahlı Kuvvetlerin silah ve teçhizatı en üst düzeyde milli kaynaklardan karşılanarak modernize edilecek ve böylece ateş ve tesir gücü artırılacaktır. Bu yatırımlara paralel olarak asker sayısı azaltılacak ve askerlik süresi kısaltılacaktır.
III.6. Yolsuzlukla Mücadele
Yolsuzluk ve rüşvet olayları; aşırı bürokrasi, şeffaflıktan uzak ve demokratik denetim mekanizmalarından yoksun idari yapı, rant dağıtan devletçi ekonomik model ve materyalist anlayışı besleyen eğitim nedeniyle maalesef ülkemizde had safhaya ulaşmıştır. Ülkemiz yolsuzlukta dünya sıralamalarında en üst noktalarda görülmektedir. Bu durum milletimizin onurunu zedelemektedir. Ülkedeki geri kalmışlık ve yoksulluğun en önemli nedenlerinden biri de yolsuzluklardır. Çare; manevi ve ahlaki değerlerimizin hayata geçirilmesi, bürokratik idari yapının ıslahı, devlet harcamalarının tümünde şeffaflığın sağlanması, yine tüm kamu harcamalarında ve ihalelerde demokratik denetim mekanizmalarının geliştirilmesi ve işletilmesidir. Yeni Yüzyıl Partisi; gerçekleştireceği manevi kalkınma hamlesi ve getireceği yasal düzenlemeler ve uygulamalarla, rüşvet ve yolsuzluklara son verilmesini sağlayacaktır.
III.7. Yerel Yönetimler
Halkımıza tahakkümü değil hizmeti esas alan Partimiz, yerel yönetimlere özel bir önem vermektedir. İmkânları ve yetkiyi tüm ülkeye yayacak gerçekçi bir yerel yönetimler yasasına ihtiyaç vardır. Bu durum toplumun kendine güvenini artıracağı gibi kamudaki hantal işleyişi ve israfı azaltacağından ekonomiye de önemli katkılar yapacaktır. Yerel yönetimlerin; gençlik ve spor, kültür, sanat, turizm ve çevre ile ilgili hizmetleri yapmak, hizmet sunumunda özürlü, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumlarını gözetmek, sağlık, kültür hizmetleri için gerektiğinde tesis yapmak, kültür ve tabiat varlıkları ile tarihi dokunun ve kent tarihi açısından önem taşıyan mekânların korunması ve bu konuda her türlü önlemi almak, yetişkinler, yaşlılar, gençler, kadın, aile, çocuklar ve engellilere yönelik her türlü sosyal, kültürel, ahlaki ve manevi hizmetleri yürütmek gibi başlıca faaliyetlerinin yanında; yerel kaynakların üretime yönlendirilerek bölge istihdamının ve aynı zamanda halkın refahının artırılmasının sağlanması, bu cihetle de büyük şehirlere göç etmesinin önüne geçilmesi, Yeni Yüzyıl Partili belediyelerin öncelikli görevleri arasında yer alacaktır.
Halen ülkemizde belediye hizmetleri büyükşehirlerde bütün il sınırını kapsayacak şekilde iken diğer şehirlerimizde ise kent içi alanlarla sınırlıdır. Hizmet alanı kent içi alanlarla sınırlı olan il belediyelerimizde bu durum birbirine çok yakın iki belediye arasında bile personel, araç ve kaynak israfına yol açmaktadır. Küçük belediyeler nitelikli personel ve araç konusunda sıkıntılar yaşarken, yanı başında bir il belediyesinde personel işsiz, araçlar atıl durumda bekleyebilmektedir. Öte yandan hizmetleri bütün il sınırını kapsayan büyükşehirlerimizde yetki ve sorumluluk yönünden yeni düzenlemeler yapılırken bu belediyelerin hizmetleriyle orantılı Merkezi Bütçeden gelirlerinin artırılmaması hizmette sıkıntı meydana getirecektir. Yeni Yüzyıl Partisi’nin iktidarında, Büyükşehirlerin gelir kaynakları hizmet alanlarıyla uygun şekilde Merkezi Bütçeden arttırılacaktır.
Büyükşehir belediyeleri dışındaki illerde bağlı köylerin ve kırsal alanların hizmetleri, muhtarlar ile birlikte mevcut özel idarelerin işbirliğiyle yürütülmesi sağlanacaktır. İl belediyeleri, Büyükşehir belediyeleri gibi, il sınırları içindeki tüm ilçe ve beldelerin imar, planlama, alt yapı hizmetlerinin yapılmasından ve koordinasyondan sorumlu olacak, il sınırları içindeki bütün ilçe ve beldelere hizmet götürecek şekilde yeniden düzenlenecektir.
Savunma, dış politika, adalet, iç güvenlik, vergi ve hizmetlerin koordinasyonu gibi genel ve zorunlu hizmetlerin dışında kalan merkezi idare görevleri belli bir programla illere ve mahalli idarelere devredilecektir. Kırsal bölgelerden şehirlere göçlerin önlenmesi için yerel kalkınma projeleri teşvik edilip desteklenecek, üretim ve istihdam artırılacaktır. İllere, yatırım ve cari giderleri için genel bütçeden pay tahsis edilecektir. Bu payın ilde sektörlere, il içi bölgelere, projelere ve işletmelere tahsisi il genel meclisi ve il bütçesi olarak yapılacaktır. Uygulama ve denetim mahallinde olacaktır. Merkezi idare genel standartları belirleyecek ve genel denetim yapacaktır. Birden fazla belediye ve ili ilgilendiren projelerde yatırım ve işletme safhasında ortak yönetimler kurulacaktır. Belli hizmetler için sınırlı sayıda üst seviyede idareci dışında, illerde çalışan kamu görevlileri sözleşmeli olarak ve mahallinde çalışmak üzere istihdam edilecektir.
Büyükşehir belediyeleri dışındaki il genel meclisleri ve belediye meclisleri güçlendirilecek, çalışmaları daha etkili şekilde denetlenecektir. Belediye Meclislerinin yanı sıra Halk Meclisleri de ihdas edilerek halkın yönetime katılması teşvik edilecektir. Hizmetlerin daha etkin ve verimli olması için yerel dillerde hizmet verilmesi sağlanacaktır.
Belediye yönetimlerimiz; anayasa ile garanti altına alınan “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşam hakkı” ilkesine dayalı olarak sürdürülebilirlik, iklim dostu belediyecilik ve yeşil şehir şeklinde olacaktır. İklim değişikliğine insan kaynaklı etkiyi yönetmek ve en aza indirmek için belediyelerimizin karbon yönetimi eylem planları olacak, bu planlarla sürdürülebilir yeşil şehirlere ulaşılacak, kentlerimiz atığını yöneten kent, karbon yönetimini uygulayan kent (karbon nötr kent) anlayışına geçecek, düşük karbon izli şehirler, ilçeler ve beldeler oluşturulacak; ÇEVRECİ, DOĞAL DENGEYİ KORUYAN belediyeler oluşturularak tarım arazileri, doğal ve kültürel kimlikler ve yeşil alanlar korunacak, kırsal kalkınma desteklenerek herkes kendi işinin sahibi olacak, kırsal kalkınma için “yeni nesil kooperatiflerin” kurulmasına öncülük edilerek gelirin tabana yayılması sağlanacak, biyoçeşitliliğin azalmaması, kentsel yeşil alanların genişletilmesi, kent bahçeciliğinin teşvik edilmesi sağlanacak ve iklim adaleti benimsenip iklim dostu belediyeler oluşturulacaktır.
Yerel ekonomik kaynakların ve potansiyelin değerlendirilerek bölgesel gelişme sağlanacak ve Yerel Ekonomik Gelişme Programı uygulanacaktır. Halkın refah seviyesinin artmasına katkıda bulunulacaktır. Yörelerdeki yatırımcıların doğru yatırım konularına yönelmelerine yardımcı olmak amacıyla yöreye en uygun potansiyel yatırım konuları belirlenecek, yerel yönetimler olarak il, ilçe ve belde belediyeleri bulundukları bölgede yatırım yapılması için yatırımcılara yol gösterecek, öncülük edecek, üretime ve ihracata dayalı yatırım projeleri sunacak, gerekirse istihdam artışını sağlamak için belediyeler kendileri de yatırım yapabileceklerdir. Belediyeler bulundukları yörede kalıcı işler yapacak, bölgede üretim yapılmasına ve istihdamın artmasına katkıda bulunacaktır. Özellikle büyükşehir ve il belediyelerine, gelişen dünya ölçeklerine, teknolojilerine göre şehrin ekonomik ve sosyal yönden gelişmesi için şehrin geleceği ile ilgili sürekli raporlar (yerel ekonomik kaynakların ve potansiyelin değerlendirilerek bölgesel gelişmeyi sağlamak ve Yerel Ekonomik Gelişme Programı uygulamak için sosyal ve iktisadi kalkınma projeleri) hazırlayıp yön verecek “Şehir Strateji Birimi” kurulacaktır.
III.8. Yargı
Yüzlerce yıl birlikte yaşayarak edindiği ve geliştirdiği ortak değerler ve yaşadığı ortak tarihiyle bu toprakları yurt edinmiş olan milletimiz; kimsenin hakkının yenmeyeceği, kimsenin çaresiz bırakılmayacağı, kimsenin horlanmayacağı bir Türkiye istiyor. Bu ülkede herkes kanun önünde eşittir ve ayrımsız olarak hukukun eşit korumasından istifade eder. Herkesin uluslararası sözleşmeler, Anayasa ve yasalarla tanınan temel haklara aykırı muamelelere karşı mahkemelere müracaat hakkı vardır. Yine herkesin kendisine bir suç isnadı yapıldığında tam bir eşitlik içinde, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede, hakkaniyetle ve açık bir şekilde yargılanma hakkı vardır. Hiç kimse keyfi olarak tutulamaz, alıkonulamaz veya sürülemez. Suç isnat edilen kişi, savunması için kendisine gerekli bütün imkânların sağlandığı açık bir yargılanma neticesinde kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır.
Elbette ki adalet mülkün temelidir. Ne var ki, bugün ülkemizde insanımız bir haksızlığa uğratıldığında, hakkının zamanında ve tam olarak kendisine teslim edileceğinden emin değildir. Bu durum, hukuk devleti ilkesini zedeler. Mevzuattaki sorunların yanında, özellikle iş hacminin yoğunluğundan dolayı ülkemizde yargının çok yavaş işlediği de bir gerçektir. İnsanlarımız bu yavaş işleyiş sebebi ile hak-hukuk, alacak-borç ilişkilerinde zorlandığında, hukukun yerini alacak kabul edilemez arayışlara girmek durumunda kalmaktadır. Bu ülkenin insanları, haklarının yenmeyeceğinden, zamanında ve tam olarak teslim edileceğinden emin olmalıdırlar. Bu, toplumsal barışın vazgeçilmez koşullarından birisidir.
Yeni Yüzyıl Partisi, ülkenin en başta gelen ihtiyaçlarından birinin yargı reformu olduğuna inanmaktadır. Son yıllarda yapılan düzenlemeleri yeterli bulmadığımız gibi toplumumuzun temel değerleri ile çelişen adımları da doğru bulmuyoruz. Bu nedenle iktidarımızda ilk sırada ele alacağımız konulardan birisi bu olacaktır. Düşündüğümüz yargı reformunun temel amaçlarının başında yargı bağımsızlığı gelmektedir. Yargı bağımsızlığından, yargıçların her türlü etkiden uzak kalarak kararlarını adil bir şekilde verebilmeleri için gerekli koşulların hazırlanmasını anlıyoruz. Siyaset ve idare yargıya karışmamalıdır; yargının tam bağımsızlığı esas olmakla birlikte yargının siyasallaşma ve siyaseti yönlendirme yolu da kapatılmalıdır.
Yargı bağımsızlığından söz edebilmek için yargının yürütmeden bağımsız hale getirilmesi gerekmektedir. Bu, yargı erkini kullananların hiçbir yere bağımlı olmamaları anlamına gelmemelidir. Egemenliği kullanan üç unsurdan biri olan yargının da egemenliğin asıl sahibi olan millete bağlı olması gerekir; nitekim yargı kararlarını millet adına vermektedir. Türkiye’de mahkemelerdeki oturuş şekli bile iddia makamı ile savunmanın eşit olmadığını göstermektedir. Bu nedenle mahkeme salonlarının savcılar ve avukatların aynı seviyede oturmalarını sağlayacak şekilde düzenlenmesi gerekir.
Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hızlı çalışmasının temini, terfi sistemi ile yargıç sorumluluğu ve güvencesinin sağlanması için yeni çalışmalar yapılacaktır. Bu meyanda yargıda görev yapacak bütün personelin yetiştirilmelerine büyük önem verilecek ve görevin gerektirdiği koşullara sahip olmalarına özel bir itina gösterilecektir. Yargıya ayrılan bütçe payı yeterli seviyeye çıkartılacak, kadro sorunları çözülecek ve yargı organlarının yüklerinin makul seviyeye indirilmesi sağlanacaktır. Cezaya dönüşen uzun tutukluluk süreleri kısaltılacaktır. Adli kolluk kurulacaktır. Özel hukuk davaları için tahkim kurumu genişletilecektir. Usul kanunları, mahkemelerin hızlı çalışmasını sağlayacak şekilde değiştirilecektir. Yargı hatalarının azaltılması için genel mahkemeler arasında ihtisaslaşmayı sağlayacak tedbirler alınacaktır. Yeni Yüzyıl Partisi iktidarında “İnsan Hakları Mahkemeleri” kurulacak ve insan hakları ihlalleri bu mahkemeler tarafından ele alınacaktır.
Ceza infaz sistemi de derhal ele alınması gereken önemli konulardan biridir. Yeni Yüzyıl Partisi; ceza infaz kurumlarının sadece alınan cezanın gerektirdiği kadar kısıtlayıcı tedbirlerin uygulandığı yerler olduğuna, tutuklu ve hükümlülerin diğer haklarının asla kısıtlanamayacağı ilkesine inanmakta; insancıl bir ceza infaz rejimini istemektedir. Bu nedenle iktidarımızda, fizik koşulları, mevzuatı, uygulamaları ve sivil denetimi ile insan onuruna yakışan bir ceza infaz sistemi için gerekenler yapılacaktır.
III.9. Eğitim ve Öğretim
Herkesin eğitim hakkı vardır. Eğitimin bütün kademeleri devlet okullarında parasızdır. İlkokul, ortaokul ve lise mecburidir. Teknik ve mesleki eğitimden herkes istifade edebilmelidir. Yükseköğretim liyakatlerine göre herkese tam eşitlikte açık olmalıdır. Eğitim, insan kişiliğinin tam gelişmesini, insan hakları ve temel özgürlüklere saygının kuvvetlenmesini sağlayıcı nitelikte olmalıdır; tüm insanlar ve gruplar arasında anlayışı, hoşgörüyü, dostluğu ve barışı teşvik etmelidir. Partimiz eğitim, öğretim ve terbiye konusunu, demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin değer olarak yükseldiği, bunun yanında uluslararası rekabetin alabildiğine hızlandığı bu çağda ihtiyaç duyulan insan kaynaklarını en iyi şekilde yetiştirme gayesine yönelik olarak ele alacaktır.
Eğitim ve öğretimde insanların sadece bilgi ve becerilerle donatılması yeterli değildir; insanlara bazı yüksek değerlerin de kazandırılması gerekir. O nedenle biz, eğitim ve öğretimin terbiye boyutunu da önemsiyoruz. Siyasi ve ideolojik mülahazalarla sürekli müdahale edilen eğitim sistemimiz artık başlı başına bir sorun haline gelmiştir. Son on iki yıl içinde ise yöneticiler ve kadrolar değişmiş, binalar, akıllı tahtalar ve tabletlerle uğraşılmış fakat müfredat ve kalite değişmemiştir. Bu sebeple eğitimde kalite düşmüş, eğitimde fırsat eşitliği ortadan kalkmış, hatta birçok gencin eğitim hakkı elinden alınmıştır. Üniversiteler bilim üreten ve yayan kurumlar olmaktan çıkmıştır. Yaşama biçimi bile dayatmanın aracı olmaktan bütünü ile çıkartılamamıştır.
Bilimi, bilimsel araştırma ve yayınları bile çeşitli bahanelerle potansiyel bir tehlike olarak gören ve bunun için kısıtlamalar koyan anlayışla ülkenin önünün açılması ve uygarlık seviyesinin yükseltilmesi mümkün değildir. Bu anlayışı bütünü ile değiştirmek zorundayız; çünkü özgürlüğün bulunmadığı bir ortamda bilginin üretilmesi mümkün olmadığı gibi bilgi ve teknoloji üretmeyen toplumların bilgi çağında ayakta durmaları da mümkün değildir. Yeni kuşaklar, özgüven duygusuna sahip, kendi başına karar verebilen, kendi toplumunun tarihi birikiminden ve imkânlarından haberdar olan, küresel gerçekleri bilen, evrensel anlayış ve değerlerle bütünleşmiş şekilde donatılamazsa milletin özlemlerini gerçekleştiremeyiz. Bu nedenle Yeni Yüzyıl Partisi, ilmi gereklere uygun bir eğitim reformunu programına almaktadır.
Bilim, araştırma, eğitim ve öğretim serbesttir. İnsan haklarına ve Anayasaya aykırı olmayan her düzeyde ve alanda eğitim ve öğretim kurumlarının açılması serbest olacaktır. İnsan haklarına ve inanç esaslarına aykırı olarak konmuş suni engeller ortadan kaldırılacak. Eğitim kurumlarında insan hakları ve demokrasi ile din kültürü ve ahlak dersleri okutulması zorunlu olacaktır. Gençlere özgüven aşılamak ve tarihimizle irtibatını tesis etmek için Bilimler Tarihi ve Divan Edebiyatı dersleri müfredata dâhil edilecektir. Zorunlu eğitim ve öğretimde 4+4+3 modelinin faydalı olacağına inanıyoruz. Zorunlu eğitimin ikinci ve üçüncü kademesi mesleki ve teknik eğitime geçişi kolaylaştıracak şekilde programlanacaktır. Yükseköğretime geçişte fırsat eşitliği ilkesi esas olacaktır. Mesleki ve teknik eğitim ile çıraklık eğitimi ve meslek edindirme kursları geliştirilecektir. Din eğitimi, 18 yaşına kadar velilerin, 18 yaşından sonra bireylerin kendi isteğine bağlı olarak her kademede serbesttir. Devlet, ilk ve orta öğretimde müfredatları belirlemek, standartları koymak ve denetlemekle yükümlü olacaktır.
Üniversitelerin asli görevi olan bilgi üretme ve yayma işini sağlıklı bir şekilde yapabilmeleri için özgür bir ortam ve işleyen bir idari yapı sağlanacak ve kaynak sorunları çözülecek, köklü bir yükseköğretim reformu yapılacaktır. Yükseköğretim kuruluşları açmak serbest olacaktır. Devlet, yükseköğretimle ilgili planlama yapmak, standartları belirlemek, yükseköğretim kurumlarının faaliyetlerinin kanunlara uygunluğunu denetlemekle yükümlü olacaktır. YÖK kaldırılacak, yerine yükseköğretim konusunda devlete düşen görevleri ve üniversiteler arasındaki koordinasyonu sağlamak üzere bir üst kurul oluşturulacaktır. Özürlülerin eğitimine önem verilecek, bunun için kurumlar geliştirilecek ve desteklenecektir. Üstün zekâlı çocukların tespiti ve özel eğitim almaları sağlanacaktır. Halk eğitimine önem verilecek; bu konuda sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerin önündeki engeller kaldırılacaktır.
III.10. AR-GE ve İleri Teknoloji
Araştırma ve geliştirme faaliyetleri olmadan medeniyet yarışını sürdürmek ve insanlığa daha yararlı olmak mümkün değildir. Partimizin iktidarında AR-GE çalışmaları desteklenecek ve ileri teknoloji üretilmesi için üniversitelerle iş dünyasının birlikte çalışmaları sağlanacaktır. Hayatın her alanında, bilgi üreten ve teknoloji geliştiren ülke haline gelebilmek için bütün imkânlar seferber edilecektir. Aynı zamanda yurt dışına giden beyin göçünü durdurmak ve gidenleri geri getirmek için gerekli tedbirler alınacaktır. AR-GE ve ileri teknolojide hedef, diğer dünya ülkelerinin önüne geçmektir. Böylece hakkın ve insanlığın saadetinin savunulabilmesi mümkün olabilecektir. Bu maksatla halen GSMH’nın binde biri seviyesinde olan AR-GE harcamalarının en kısa sürede % 2-3 seviyesine çıkarılmasına çalışılacaktır.
III.11. Kültür
Milletimiz asırlar boyu, ahlak ve maneviyata dayanan kültürü ile bütün insanlığa ışık tutmuş, en üstün medeniyetleri kurmuş ve bütün insanlığın saadetine paha biçilmeyecek derecede büyük katkılarda bulunmuştur. Bugün de bütün insanlık, yeryüzünde adil bir düzenin kurulması için milletimizin öncülük yapmasını beklemektedir. Yeni Yüzyıl Partisi; bir yandan bu sorumluluğunun bilincinde olarak, diğer yandan da Türkiye’nin uluslararası konumunun güçlendirilmesi, vatandaşları mutlu ve müreffeh bir ülke haline gelmesi için milli, ekonomik ve sosyal politikalarla birlikte milletimizin değerlerini ortaya çıkaran, temeli ahlak ve maneviyata, nefsin terbiyesine ve hakkın üstün tutulmasına dayanan yeni, örnek ve üstün bir medeniyetin kurulmasını sağlayacak bir kültür hamlesini gerçekleştirmeyi en önemli görevleri arasında saymaktadır. Yeni Yüzyıl Partisi, Türkiye’nin kalkınmasının, kültür ve sanatın gelişmesinin ancak özgür bir ortamda olacağına inanmaktadır. Bu nedenle biz güdümlü demokrasi yerine, gerçek demokrasiye geçişi, insan hakları ve özgürlüklere dayalı, kaba kuvveti değil hakkı üstün tutan, adil bir düzenin tesis edilmesini her konunun önünde ve her şeyden önemli sayıyoruz. Kültür ve sanat faaliyetleri, bireylere ve sivil topluma ait alan olarak kamusal koruma altında olacaktır. Milli kültürümüzü temsil eden tarihi eserlerimizin korunması ve ihyası için gereken her türlü önlem alınacaktır.
III.12. Turizm
Türkiye’nin doğal güzelliklerini, zengin tarihi ve kültürel mirasını tüm insanlıkla paylaşmak, insanlar arasında dostluğun ve kardeşliğin gelişmesine hizmet etmek için turizm faaliyetlerinin serbest piyasa kuralları içerisinde gelişmesini sağlayacak gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Bunun aynı zamanda ülke ekonomisine önemli katkıları olacağı açıktır. Turizmde ayrıca ülkemizi ziyarete gelen misafirlere, milletimizin asırlar boyu insanlığa ışık tutan değerlerinin tanıtılmasına da önem verilecek ve böylece turizmin her yönüyle hızla gelişmesine katkıda bulunulacaktır. Çok önemli bir potansiyele sahip olan kaplıcalarımızın sağlık turizmi için kullandırılmasına önem verilecektir.
III.13. Çalışma Hayatı
Çalışma hayatında barış, kardeşlik, işbirliği ve karşılıklı hakların korunması ve verimlilik esas olmalıdır. İşyeri çalışma koşullarının uluslararası normlara, sağlık koşullarına sahip ve insan onuruna yaraşır şekilde olmasının sağlanması ve denetlenmesi devletin görevleri arasındadır. İktidarımızda herkes işini serbestçe seçecek, adil ve uygun çalışma koşullarına sahip olacak; herkese hiçbir fark gözetilmeksizin eşit çalışma karşılığında eşit ücret hakkı sağlanacak ve çalışana hakkı alnının teri kurumadan verilecektir. Bütün diğer hak ve özgürlüklerde olduğu gibi sendikal haklar alanında da olumsuz uygulamalar yaşanmaktadır. İktidarımızda adalet, güvenlik, temsili görevler ve idarenin üst düzey görevlileri hariç, işçi-memur ayrımı yapılmadan tüm kamu çalışanlarına toplu sözleşme ve grevli sendika kurma hakkı verilmesini sağlayan düzenlemeler yapılacaktır. Çalışma hayatında kadınlar ve engelliler için özel tedbirler alınacaktır.
III.14. Engelliler
Yeni Yüzyıl Partisi olarak en önemli özelliklerimizden birisi, engelli vatandaşlarımıza yapılacak olan hizmetleri göstermelik ve yapıyor gözükmek için değil insani ve manevi değerleri önde tutmamız, dolayısıyla özümseyerek yapmamızdır. Bu hususta bütün Türkiye sathındaki yaygın organizasyonlarla, yine her sahayı içine alan plan ve programlarla bu güne kadar ihmal edilmiş olan hizmetlerin süratle yerine getirilmesine özel bir önem verilecektir. Engellilerin, toplumun önemli ve saygıdeğer bir bölümünü teşkil ettikleri göz önünde bulundurularak, çalışacakları iş sahalarının hazırlanmasına, insanca yaşama şartlarına kavuşturulmalarına, her türlü tesis ve alt yapıda kendileri için gereken yatırımların yapılmasına özel bir itina gösterilecektir. Ayrıca engellilerin ihtiyaç duydukları her türlü alet ve gerecin külfetsiz bir şekilde karşılanması için kolaylık sağlanacak; bunları üreten ve ihraç eden tesislerin kurulması ve gelişmesi teşvik edilecektir.
Engelliliğe yol açan sebeplerin ortadan kaldırılması hususunda Sağlık Bakanlığının gerekli ve yeterli çalışmaları yapması, bunun Devlet Politikası olarak sürdürülmesine özel önem verilecektir. Ağır engelliler için “Kerim devlet anlayışı” esas alınarak hizmetler yürütülecektir. Engellilere verilen hizmetler ile ilgili yerel yönetimlere özel yetkiler ve imkânlar sağlanacaktır. Başta ibadethaneler olmak üzere, binalara kolayca girmeleri, ibadetlerini yapmaları, hutbe ve vaazlardan yararlanabilmeleri için gereken her türlü tedbirin alınmasına ve koşulların sağlanmasına özel bir itina gösterilecek; engellilerle ilgili hizmetlerin yurt çapında aksamadan yürütülmesi için denetleme ve izleme çalışmalarına da önem verilecek ve gereken her türlü tedbir alınacaktır. Engellilerin doktora yapmaları dâhil, en yüksek seviyede eğitim görmeleri ve sonradan da çalışarak hizmet etmeleri için gereken tedbirlerin alınmasına özel bir itina gösterilecektir.
III.15. Sosyal Güvenlik
Sosyal güvenlik temel bir insan hakkıdır. İnsan yeryüzüne burada geçireceği süre içerisinde ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkânlar, yetenekler ve toprak, hava, su ve güneş gibi nimetler sunularak gönderilmiştir. Nimetler tüm insanlar için yaratılmıştır. İnsan bu nimetlerden emeğini ve yeteneklerini kullanarak yararlanmaya ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Bu imkânlardan yararlanamayan işsiz, fakir, yoksul, düşkün kimselerin sosyal güvenlikten pay almaları ve yeterince faydalanabilmeleri sağlanacaktır. Bu payın adil dağıtılması sosyal güvenlik anlayışımızın temel dayanağını oluşturmaktadır.
Bireysel alanda yapılan yardımlaşma elbette ki çok saygıdeğer bir insani erdemdir; insani amaçlarla yardım yapmak, bağışta bulunmak bireyin hakları arasında olup sosyal güvenliğin önemli unsurlarındandır; engellenmemesi ve teşvik edilmesi gerekir. Ayrıca bireysel ve kamusal alan dışında, sosyal güvenliği ilgilendiren çok geniş bir sivil alan bulunmaktadır. İnsanlar gerek dernek kurarak ve gerekse tarihimize damgasını vuran vakıf müessesesi aracılığı ile sosyal güvenlik hizmetine katılabilmelidir, katılmışlardır da. Bu alanda da engel çıkarılmamalıdır. Çünkü bütün bu organize faaliyetler bireylerin ve toplumun sağlıklı bir şekilde gelişmesine hizmet edecektir. Bu organizasyonların en üst düzeyde olanı şüphesiz ki Devlettir. Devletin temel meşruiyet dayanağı, insan haklarının korunması ve elde edilir olmasını sağlamak olduğundan, sosyal güvenliğin tesis ve temini de devletin asli görevleri arasındadır.
Bir ülkede sosyal güvenliği kâmil manada işler hale getirebilmek için önce temel hak ve özgürlüklerin teminat altına alınması gerekir. Eğer sosyal güvenliğin bireysel ve sivil alanı görmezden gelinir, hatta engellenerek işlemez hale getirilirse sadece kamusal alanda yapılacak düzenlemeler ve getirilecek müeyyidelerle bu önemli mesele çözülemez. Sosyal güvenliğin görünmez bir kısmı vardır ki o da milletimizin kültüründen ve inancından beslenen aile yapımızdır. Yıllardır eğitim sistemimiz milli ve manevi değerlerimizden uzak bir aile modelini özendirmeye gayret etmiştir. Buna karşı direnen milli aile yapımız, yaşlısına, engellisine, yoksuluna sahip çıkmakta, aile fertleri arasında diğer toplumları kıskandıracak düzeyde bir dayanışma ve yardımlaşma sergilemekte; beceriksiz hükümetler eliyle sık sık düşürüldüğü ekonomik krizlerin oluşturduğu sosyal patlamaları sinesinde söndürebilmektedir. Bu milli aile yapısı, benzer yardımlaşma ve dayanışmayı komşuluk ilişkilerinde de göstermektedir. Belirttiğimiz bu inanç ve kültür yapımızın, kurmaya çalıştığımız sosyal güvenliğin sigortası olduğuna inanıyoruz. Tarihimizde vakıflarla temayüz eden bu yapımızı göz bebeğimiz gibi korumalı ve gelişmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Çünkü kurulan sistemler her an krize girebilir, çökebilir. Bugün çok güçlü ekonomilere sahip olan ülkeler bile sosyal güvenlik sistemlerini çalıştırmada zorlanmaktadırlar. Bu durum vakıfların ne kadar önemli olduğunun açık bir göstergesidir.
Herkesin sürdürülebilir bir yaşam için geçim, barınma, sağlık ve eğitim giderlerini karşılayacak sosyal güvenliğe sahip olma hakkı vardır. Bu alanlarda ve eğitimin her kademesinde, sosyal güvenlikten yararlanmak için kamusal desteğe ihtiyacı olan herkese doğrudan destek yapılacaktır. Bu amaçla “Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu” oluşturulacak ve bu kurulda kamu ve sivil toplum kuruluşları yer alacaktır. “Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu”nun en önemli ve öncelikli görevi; bütün yurt sathındaki muhtaç ve düşkünleri, mahalli şartları yakinen tanıyan güvenilir görevlilerin yardımıyla tespit etmek ve bunların insanca yaşamaları için gerekli imkânları temin etmek olacaktır. Böylece 78 milyonluk ülkemizde aç, açık tek kimsenin kalmaması devlet anlayışımızın temelini teşkil etmektedir. Emeklilik ve sağlık sigortaları birbirinden ayrılacak; bütün sosyal güvenlik kuruluşları tek çatı altında toplanacaktır. Kişilerin, emeklilik sigortası ile yapacağı serbest sözleşmeyle emeklilik yaşının belirlenmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır. Emekliliğe hak kazanmış kişilerin belli bir yaşa kadar emeklilikten doğan haklarını kullanamamaları (Emeklilikte yaşa takılanlar) ve özellikle aylıklarını alamamalarını ciddi bir hak ihlali olarak görüyoruz. Bu uygulamadan derhal vazgeçilecektir.
III.16. Sağlık
Ülkemizde birçok alanda olduğu gibi sağlıkta da büyük sorunlar mevcuttur. Sağlık hizmetlerinden herkes yeteri kadar istifade edememektedir. Partimiz, sağlık hizmetlerinden herkesin eşit olarak yararlanmaları için gerekli düzenlemeleri yapacaktır. Vatandaşların hayatı ve sağlığı devletin teminatı altındadır. Sağlık hizmetleri; Sağlık Bakanlığı, yerel yönetimler, vakıflar ve özel sektör tarafından verilecektir. Özel sektör ve vakıflar, sağlık yatırımları yapmaları için teşvik edilecektir. Özel sektörün ve vakıfların hizmet götüremediği yerlerde kamu ve yerel yönetimlerin hizmet vermesi sağlanacaktır. Kamu hastaneleri ile vakıf ve özel sektör hastanelerinde hizmette farklı ücret olmayacaktır.
Tüm yurtta aile hekimliği sistemi etkin olarak uygulanacaktır. Sağlık Bakanlığı; personel, yönetim, organizasyon ve hizmet sunumu bakımından politikalar geliştirme, planlamalar yapma, standart koyma ve denetleme görevi yapacaktır. Bakanlık, özel sektör, vakıf ve yerel yönetimlerce yeterince sağlık hizmeti verilemeyen yerlere sağlık hizmeti götürmekle yükümlü olacaktır. Koruyucu sağlık hizmetlerine büyük önem verilecek ve bu hizmetler bakanlık ve yerel yönetimlerce yerine getirilecektir.
III.17. Aile
Evlilik çağına gelen her erkek ve kadının evlenme ve aile kurma hakkı ve görevi vardır. Evlilik akdi ancak kadın ve erkeğin serbest ve tam rızası ile yapılır. Aile, toplumun doğal ve temel unsurudur. Ve ayrıca aile, inancımız ve milli kültürümüze göre refahın da temel unsurudur. Toplum ve devlet aileyi korumakla mükelleftir ve bu korumanın bütün tedbirlerini almak ve teşvik etmek toplum ve devlet olarak ana görevimizdir. Bu inanışın aksine olan uygulamalar, yıkıcı tahrik ve teşvikler, insan hakları ve hukuk çevresi içerisinde önlenecektir. Geçmişle gelecek arasında köprü olan aile, kültürümüzün, kimlik ve kişiliğimizin oluşması ve yaşatılmasında en etkili kurumdur. Ailenin korunması, bölünmemesi ve geliştirilmesine yardımcı olmak tüm kurum ve kuruluşların görevidir. Bu nedenle Partimizin sosyal ve ekonomik politikalarının şekillenmesinde temel unsur aile olacaktır.
İktidarımızda, evlilik ve aile kurumu her yönü ile teşvik edilecek ve desteklenecektir. Modernleşme ile beraber gelen sanayileşme, kentleşme ve değişen gündelik yaşam etkisini en çok aile kurumu üzerinde göstermiştir. Günümüz toplumunda, dış güçlerin planlı etkileriyle bireyselliğin öne çıkarılması aileyi tehdit eden sonuçlar doğurmuştur. Bugün gelişmiş batılı toplumların en başta gelen sosyal problemleri; ailenin parçalanması, insanların büyük kısmının yalnız yaşamak zorunda kalması, güvensizlik ve yalnızlığın getirdiği ruhsal rahatsızlıklar, şiddet ve intihar eğilimleri, alkol ve madde bağımlılığı ve nüfusun gittikçe azalması gibi sorunlardır. Bu sebepten dolayıdır ki, batılı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar ailenin korunması ve sorunlarının giderilmesi için programlar yapmakta, bütçelerinden önemli ölçüde paylar ayırmaktadır. Tahrif edilmiş kitaplara dayanan medeniyetlerin temeli yanlış, hatalı ve yetersiz olduğu için Batı, ailenin korunması görevini yerine getirememektedir.
Ailenin korunması, bütün tarihin ispat ettiği gibi ancak bizim milletimizin manevi değerlerinin rehber alınması suretiyle mümkündür. Bizim, toplum ve millet olarak bu büyük avantajımıza mukabil, bir yandan dış güçlerin hedefi olmamız dolayısıyla üzerimizde oynadıkları manevi tahribat oyunları yüzünden, diğer yandan da ekonomik olarak bizi aç, işsiz ve borca esir bir toplum haline getirme gayretleri sebebiyle, bizde de son yıllarda aile tahribatı görülmemiş bir hızla artmaktadır. Partimiz, uygulayacağı manevi ve ekonomik kalkınma politikalarıyla bir yandan aile yapısının temelini sağlamlaştıracağı gibi diğer yandan da reel sektöre ve istihdama önem vererek işsizlik sorununu azaltırken uygulayacağı sosyal politikalarla da yoksullukla mücadele etmek suretiyle aile yapısının korunmasına katkıda bulunacaktır. Özürlü çocuklarına ve yaşlılarına kendileri bakan aileler, vergi indirimi ya da doğrudan yardımlarla desteklenecektir. Ayrıca bu ailelere, çocuklarının eğitimi ve rehabilitasyonu için kurumsal yardımların yapılması sağlanacaktır.
Aile ile ilgili ele alınması gereken konulardan biri de kadınların toplumsal konumu ve haklarıdır. Hem kentte hem de kırsal kesimde kadının en önemli sorunu, işi ile ailesi arasında yaşadığı ikilemdir. Kadının çalışarak aile bütçesine katkıda bulunması ve kendisini geliştirmesinin bedeli, çocuklarını ve ailesini ihmal olmamalıdır. Partimiz çalışma hayatında, kadının annelik ve aile sorumluluğunu da yerine getirebilecek düzenlemeleri yapacaktır. Sokak çocukları ülkemizin en büyük ayıplarından biridir; ülkenin bu ayıptan kurtarılması için gerekli tedbirler alınacaktır. Yaşlıların daha iyi bir yaşam düzeyine ulaşma imkânlarını sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır. Bununla birlikte unutulmamalıdır ki bu sosyal problemin temel çözümü, bizim milli bünyemizin kabul ettiği ve asırlar boyu yaşattığı, torunları, büyük anne ve büyük babaları içine alan “geniş aile sistemidir”. Milletimizi ve sosyal yapımızı, dış güçlerin çeşitli etkinliklerle (medya, sinema vb.) bize aşılamak istediği karı-kocadan ibaret “çekirdek aile” hastalığından korumak için gereken tedbirler özenle alınacaktır.
III.18. Gençlik
Gençlik bir milletin geleceğidir. Gençliğin ahlaklı, bilgili, sağlıklı yetişmesi ve hayata hazırlanması için tüm kurum ve kuruluşlar hizmet verecektir. Ayrıca bunun için sivil toplum kuruluşları da teşvik edilecektir. Devlet, kamusal desteğe ihtiyaç duyan her gence eğitimin her kademesinde yeterli desteği sağlayacaktır. İktidarımızda eğitimden yoksun hiçbir genç kalmayacağı gibi eğitim sisteminde yapılacak değişiklikler ile gençlerimizin milli ve manevi değerlerimize bağlı olarak yetişmeleri sağlanacak ve en az eğitim kadar terbiyeye de önem verilecektir.
Yeni Yüzyıl Partisi, gençliği ülkenin teminatı olarak görmektedir. Her alanda gençliğin dinamizminden yararlanmak gerektiğini düşünmekteyiz. Tecrübesizlikleri ve merakları bazen gençleri kendilerinin de istemedikleri bir takım kötü alışkanlıklara sürüklemektedir. Sigara, alkol, bağımlılık yapan çeşitli ilaçlar ve kimyasal maddeler, uyuşturucu ve uyarıcılar, kumar, pornografi vb.nin hedef kitlesi gençliktir. Gençlerin kötü alışkanlıklardan korunması için gerekli her türlü önlemlerle birlikte, gençlerin aile içinde kalarak milli ve manevi değerlerimize bağlı gençler olarak yetişmelerini sağlayacak bütün tedbirler alınacaktır.
III.19. Spor
Genç nüfusumuzun sayısıyla spor dallarında kazandığımız uluslararası başarılar doğru orantılı değildir. Partimiz, spor faaliyetlerine gerekli önemi verecektir. Bu amaçla spor için gerekli alt yapı hazırlanacaktır. Sporun yaygınlaşması ve halkımızın sporu seyreden değil, sporu yapan topluluk haline dönüşmesi için mevzuattan ve bürokrasiden kaynaklanan engeller kaldırılacak, spor alanında faaliyet gösteren başta spor kulüpleri olmak üzere kuruluşlar ve sporcular teşvik edilecektir. Geleneksel sporlarımızın yeniden ihya edilmesi için ulusal ve uluslararası organizasyonlar desteklenecektir.
III.20. Yurtdışında Bulunan Vatandaşlar
Yeni Yüzyıl Partisi; ülke dışındaki vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde her türlü haklarının korunması ve geliştirilmesi için devletin hizmetini insanlarımıza ulaştıracak, sahipsiz kalmalarını önleyecek ve Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşı olmanın haklı onurunu tüm insanlarımız gibi yurtdışındaki insanlarımıza da yaşattıracaktır. Yurt dışında temsilcilikler açarak oralarda yaşayan yurttaşlarımızın her türlü sorunları ile yakından ilgilenecek çalışmalar yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ve aynı tarihi köke sahip insanların bulundukları ülkelerde kendi değerlerinden uzaklaştırılarak asimile edilmelerine karşı gereken tedbirler alınacak; her türlü maddi ve manevi destekle, bunların yaşadıkları toplumda örnek birer insan olmaları için gerekli çalışmalar yapılacaktır.
III.21. Çevre
Yeryüzü ve çevredeki her şey bize bir emanettir. Biz bu emaneti koruyarak ve geliştirerek bizden sonraki nesillere intikal etmesini sağlamakla yükümlüyüz. Özenli bir planlama ve yönetim ile dünyanın doğal kaynakları, hava, su, toprak, bitki örtüsü ve canlıları, özellikle de doğal eko sistemleri korunmalıdır. Kalkınma ve sanayileşme çabalarını sürdüren ülkemizde ciddi çevre sorunları vardır. Ülke genelinde erozyon, çarpık kentleşme ve buna bağlı altyapı sorunları yoğun olarak yaşanırken, özellikle batı bölgelerimizde sanayileşmeden kaynaklanan çevre kirlenmesi tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Ülkemizin büyük bir bölümünde bitki örtüsü ve ormanlar azalmaktadır. Doğal çevre ile uyumlu ve sürdürülebilir bir kalkınma partimizin başlıca hedeflerinden biridir. Yeni Yüzyıl Partisi; üretim ve tüketimde insan ile doğa arasındaki dengeyi, insan sağlığını ve doğal dokunun korunmasını esas alan çevre politikalarını uygulayacaktır. Bu politikaların temeli eğitim olacaktır; her kademede çevre bilincinin geliştirilmesi için eğitim programları hazırlanacaktır. Çevre konusunda uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliğine gidilecek, yerel yönetimlerin etkin kılınmasına imkân sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.
IV. EKONOMİ
Refah; insanların ihtiyaçlarının kolay ve bol bir şekilde karşılanmasıdır. Bu ise ekonomik gelişmişlikle mümkündür. Türkiye’nin mevcut ekonomik durumu, ne yazık ki milletimizin özlediği ve ulaşmak istediği tablodan çok uzaktır. Cenabı Hakk’ın ülkemize verdiği nimetlere rağmen bugünkü durum yürekler acısıdır. Ülkemizde düşük kur politikası ile dolar bazında suni olarak yüksek gösterilmeye çalışılan kişi başına milli gelir, ekonomik bakımdan gelişmiş ülkelerin çok gerisindedir. İşsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik artmaktadır. İç ve dış borçlar artmakta, borçların anapara ve faiz ödemeleri yeniden borçlanarak yapılmaktadır. Toplanan vergilerin önemli bir kısmı faiz ödemelerine gitmektedir. Sonuç olarak; Cenabı Hakk’ın en büyük nimetlerine mazhar, çalışkan ve genç nüfuslu bir millet ve ülke olmamıza rağmen halkımız açtır, işsizdir ve borca esir edilmiştir. Ekonomimizi dış güçler milli menfaatlerimize aykırı hedeflerini gerçekleştirmek için yönetmektedirler.
IV.1. Teşhis
Bir süreden beri Türkiye’de uygulanan ekonomik politika, ırkçı emperyalizmin finans kapitalizminin Türkiye’ye bütün müesseseleri ile yerleştirilmesidir. Bu da rant ekonomisi demektir. Türkiye’mizi zayıf düşürerek sömürmek, bölmek ve işgal etmek isteyenler, sürüklendiğimiz ekonomik esareti çok iyiymiş gibi göstererek politikalarını aksatmadan yürütmekte, uluslararası kredi değerlendirme kuruluşları raporlarıyla da bu gidişatın müspet olduğu kanaatini yerleştirmeye çalışmaktadırlar. Aslında bu bir yıkımdır. Dış ticaret açığı ve cari açığı sürekli olarak artan, bütçenin sürekli açık verdiği, üretime dönük hiçbir ciddi yatırımın yapılmadığı ve bu açıkların ancak kurulu tesis ve toprak satarak veya yeniden borçlanarak kapatılabildiği bir ülkede ekonominin rayında gittiğini ileri sürmek ancak bilinçli bir gafletin neticesi olabilir. Tabiidir ki Türkiye üzerinde emelleri olanlar yönünden ekonominin iyiye gittiğini söylemek pek de yanlış olmaz.
Bu ekonomik yıkımın sebebi rant ekonomisidir. Rant ekonomisinin oluşumunun temel sebebi; küçük bir rantiye grubunun sermaye ve medya gücü ile siyasette ve bürokraside etkin olması ve bu suretle toplum aleyhine haksız menfaat sağlamasıdır. Diğer bir ifade ile ülkemizde adil bir ekonomik düzen mevcut değildir. Herkes ürettiği kadar tüketme hakkına sahip olmayıp, ufak bir azınlık hiç üretmeden üretenlerin haklarını haksız olarak ellerinden almaktadır. Rant ekonomisinin temel özellikleri şunlardır:
-
Vergi, zam, faiz, düşük ücret ve düşük taban fiyatları vasıtasıyla halkın sahip olduğu bütün imkânlar elinden alınmaktadır.
-
Kur, faiz oranları ve enflasyon politikaları vasıtasıyla halkın imkânları iç ve dış rantiye gruplarına aktarılmaktadır.
-
Bütçe “Denk Bütçe” esasına göre yapılmamakta, açık verecek şekilde yapılmaktadır. Bütçe açığı da borçlanma ile karşılanmaktadır.
-
Kamu kesimi borçlanma gereğinin en üst düzeyde tutulması ve bunun yüksek reel faizli iç ve dış borçlanmalarla karşılanması suretiyle halkın ve devletin imkânları rantiye grubuna aktarılmaktadır.
Yıllardır uygulanan rant ekonomisi sonucu milli üretim artmamakta, ihracat ise arzulanan miktarda artmamakta, bu durumda dış ticaret açığı büyümektedir. Bunun sonucu olarak da büyük bir cari açık ortaya çıkmaktadır. Giderek büyüyen cari açığın sıcak para ile karşılanması neticesinde, ekonomi dış müdahalelere açık hale gelmekte ve sürekli kriz tehdidine maruz kalmaktadır. İç ve dış borçların sürekli artmasıyla ülke kaynakları faize akmaktadır. Yanlış kur politikaları neticesinde ithalat cazip hale gelmekte, ihracat giderek zorlaşmakta, yerli üretim ve yeni yatırımlarda gerileme olmakta ve neticede işsizlik artmaktadır. Artan işsizlik ücretlerin azalmasına sebep olmakta, işsizlik ve düşük ücretli kayıt dışı istihdam sonucunda gelir dağılımı adaletsizliği tahammül boyutlarını zorlamakta ve böylece sosyal patlama riski artmaktadır.
Özelleştirme adı altında, milletin tasarrufları ile oluşturulmuş milli kuruluşlar şaibeli bir şekilde IMF talimatları doğrultusunda yabancı ve yerli tekellere haraç mezat satılmakta, bunun neticesinde ülke ekonomisinin bel kemiği durumundaki tesisler, güvenlik ve savunmamızla ilgili sektörler, topyekûn küresel sermayenin eline teslim edilmektedir. Bu yapılan özelleştirme değil, ülkeyi ve ülke ekonomisini yabancılara teslim etmektir. Ülke toprakları, köy arazileri dâhil, kontrolsüz bir şekilde yabancılara satılmaktadır. IMF'ye borcumuz kalmamıştır ama ekonominin yönetimi hala IMF ve Dünya Bankasının vesayetindedir ve küresel sermayeye terk edilmiş durumdadır.
Rant ekonomisi düzeninde ülke kaynaklarının rantiye grubuna aktarılması için başka yöntemler ve yollar da kullanılmaktadır. Bunlar:
-
Merkez bankasının bankaları fonlaması ve repo işlemleri,
-
Kamu kurumu ve kuruluşlarının paralarının ve gelirlerinin özel bankalara düşük faizle yatırılması,
-
Kamu kurum ve kuruluşlarının finansman ihtiyaçlarının özel bankalardan yüksek faizlerle karşılanması,
-
Kamu bankalarının döviz tevdiat hesaplarının yurt dışı şube ve muhabir bankalara aktarılması ve bunların düşük faizle özel bankalara intikal ettirilmesi,
-
Özelleştirme, kiralama ve ihale yolsuzlukları,
-
İsraflar ve atıl yatırımlar,
-
Devlet yatırımlarının çok uzun yıllara sari olarak yürütülmesi.
Bu rant ekonomisi anlayışı ve uygulamaları ile ülke ekonomisinin düzlüğe çıkması ve “güçlü ekonomiye geçiş” mümkün değildir. Tam tersine rant ekonomisi her geçen gün ekonominin batışını hızlandırmakta, gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da derinleştirmekte ve sosyal patlamalara zemin hazırlamaktadır. Rantiyeye haksız olarak aktarılan imkânlar reel sektöre, sosyal güvenliğe ve bütçeye, yani hak sahibi olanlara aktarılsaydı denk bütçe, üretime dönük yüksek miktarda yatırım, bol, kaliteli ve ucuz üretim ile istihdam ve büyük miktarda ihracat temin edilecek, ayrıca sosyal sınıfların insanca yaşaması sağlanmış olacaktı. Böylece ülkenin kalkınması sağlanacak, insanlarımıza refah temin edilmiş olacaktı.
IV.2. Tedavi
Bu izahlardan açık olarak anlaşılacağı gibi yaşanan ekonomik felaketi ortadan kaldırmak için yapılacak iş, rant ekonomisinden reel ekonomiye geçiştir. Bizimle diğer siyasi partiler arasındaki temel farklardan biri de budur. Biz, “Reel Ekonomi”yi esas alıyoruz, onlar “Rant Ekonomisi”nde ısrar ediyorlar. Biz, “Türkiye’nin Bütünüyle Kalkınmasını” esas alıyoruz, onlar çoğunlukla küçük bir azınlık olan “Rantiye Grubu’nun kalkınmasını” destekliyorlar; biz, “Adil Bölüşüm” ve “Herkese Refah”ı esas alıyoruz, onlar çoğunlukla “Rantiyenin Refahı”nı esas alıyorlar. Reel ekonomiye geçişin başarılabilmesi, bazı şartlara bağlıdır:
a. Kadro Milli Görüş’e, milli heyecana ve başarma aşk ve azmine sahip; bilgi, plan, program, takip, intaç sistemini disiplinle uygulayacak kadro ile bu hedefler gerçekleştirilecektir.
b. Zihniyet Milletin kendi kaynaklarına güvenmek ve onları harekete geçirmek; üretim, istihdam ve ihracat seferberliğini başlatmak; bölüşümde herkesin hakkını almasını, ülkenin bütününün kalkınmasını ve bütün gelir gruplarının Milli Gelirden dengeli ve adil bir şekilde pay almasını sağlamak inancımızın temelini oluşturmaktadır. Böyle bir politikanın başarılı bir şekilde yürütülmesi, aynı zamanda adil bir düzene dayalı yeni bir dünyanın kurulmasını gerektirmektedir. Bu vizyona sahip olmayanlar Türkiye’yi ekonomik yıkımdan kurtaramazlar.
c. Gözetilecek Temel Esaslar
-
“Önce Ahlak ve Maneviyat” prensibi bütün yönleri ile uygulamaya konulacaktır.
-
İş ahlakı temel ilke olacaktır. Her türlü israf ortadan kaldırılacaktır.
-
Üretimin en ucuz maliyetle gerçekleştirilmesi için her türlü tedbir alınacaktır. Verimlilik ve toplam kalite esas alınacaktır.
-
Tüketici haklarının korunması için gerekli yasal mevzuat daha da geliştirilecek ve sivil toplum kuruluşları desteklenecektir.
-
Ekonomik faaliyetler serbest piyasa kurallarına göre yürütülecektir. Devlet sömürüyü, kartelleşmeyi, tekelleşmeyi, karaborsayı ve haksız rekabeti önleyecek ve üretimi zorlaştıran engelleri ortadan kaldıracak tedbirleri alacaktır.
-
Herkes teşebbüs özgürlüğüne, iş ve meslek seçme hakkına sahip olacak. Bu hak ve özgürlüğün kullanılmasının önündeki engeller kaldırılacaktır.
-
Vergi sistemi bütünüyle elden geçirilecek ve verginin adil ve haklı olması sağlanacaktır. Vergi çeşitleri azaltılacak, oranları düşürülecek, vergi mevzuatı basit ve etkin hale getirilecektir. Asgari ücretten vergi alınmayacak, temel tüketim harcamaları gider sayılacak, gelir vergisi net gelirden alınacaktır.
-
Sermayenin tabana yayılması ve sermaye piyasasındaki spekülasyonlara son verilmesi için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.
-
Finansmanı üyeleri tarafından sağlanan, demokratik esaslarla yönetilen, üreticiler arasında özerk dayanışma sandıklarının veya sigortaların kurulması için gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır.
-
Devlet yatırımları; geri kalmış bölgelerin kalkınması ile ilgili yatırımlar ve stratejik önemi olan yatırımlarla, özel sektörün yeteri kadar ilgi duymadığı alt yapı, sağlık ve eğitim yatırımları ve özel sektör tarafından gerçekleştirilmesi mümkün olmayan yatırımlar ve bazı savunma sanayi yatırımları ile sınırlandırılacaktır.
-
Kamunun alacak ve vereceklerine farklı ceza hadleri uygulamasına ve sonradan geri ödenecek payların önce ödettirilip sonra iade edilmesi uygulamasına son verilecektir.
-
Doğal kaynaklar kamuya aittir. Stratejik olanlar dışında, bu kaynakların arama ve işletilmesi için, kamusal pay alınmak koşuluyla özel sektör tarafından yapılmasını sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır. Doğal kaynakların işletilmesinde etkinliği ve verimliliği arttırıcı tedbirler alınacaktır.
-
Yasal düzenlemeler yapılarak ormanların işletilmesinde orman varlığının arttırılması, ormanların gençleştirilmesi ve geliştirilmesinde özel sektörden yararlanılacaktır.
-
Araştırma ve geliştirme faaliyeti ve yatırımlar tüm sektörlerde desteklenecektir.
-
Ekonomiye dış müdahaleler önlenecek; yabancı sermayenin ülkeye spekülatif amaçlarla değil, kalıcı yatırımlar için gelmesini sağlayıcı hukuki altyapı ve güven ortamı tesis edilecektir.
-
IMF ve Küresel Sermaye politikaları derhal terk edilecek, milli reçeteler uygulanacaktır.
-
Denk bütçe yapılarak kamunun borçlanma ihtiyacı kaldırılacak, böylece faizler düşürülecek, ülke kaynakları faize, rantiyeye değil yatırıma, üretim ve ihracata, dolayısıyla işsizliğin ortadan kaldırılmasına ve refaha yönlendirilecektir.
-
Güçlü ekonomiye ulaşmak için ülkenin öz kaynakları tekrar harekete geçirilecek, kısa sürede üretim ve ihracat seferberliği yapılacak, ithal ikamesi sağlayan yatırımlara öncelik verilecektir.
-
Halkın alım gücü arttırılacak, iç tüketim canlandırılacak, bu sayede ekonominin büyümesi sağlanacaktır. Teşvik yasası yeniden düzenlenerek ülkemizin ve ekonomimizin şartlarına uygun hale getirilecektir.
-
Başta D-8 ülkeleri olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin tamamıyla tesis edilecek olan ve “adil düzen”e dayalı uluslararası ilişkilerle ekonominin hızla gelişmesi sağlanacaktır. Diğer ülkelerle de ekonomik ilişkiler bu ölçüler içerisinde yürütülecektir.
-
Özelleştirme adı altında yapılan yabancı ve yerli tekellere peşkeş çekme derhal durdurulacak, oluşmuş tekelleşme rekabete açılacaktır. Özelleştirmeler rekabeti sağlayıcı, verimliliği arttırıcı, dışa bağımlılığa yol açmayan, teknolojiyi geliştirici şartları sağlama ilkeleri çerçevesinde yapılacaktır.
IV.3. Dengeli Kalkınma
Türkiye’nin, bölgeler ve fertler arasındaki dengesizliklerin giderilmesi suretiyle kalkınması ve böylece belirli bir zümreye değil herkese refah sağlanması gereklidir. Bunun için;
-
Yurdun her yanına ulaşabilecek karayolu, demiryolu, hava ve deniz yolu ağı tesis edilecek, böylece kaynaklara ve her bölgeye ulaşma imkânı sağlanacaktır. Bu suretle istihdam, üretim, ihracat seferberliğinde yurdun her köşesindeki imkânlardan azami ölçüde yararlanılacaktır.
-
Başta organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi siteleri olmak üzere altyapı tesislerine önem verilecek ve yaygınlaştırılacaktır. Böylece üretim, istihdam ve ihracat artırılacaktır.
-
Teşvikler üretimi, istihdamı ve ihracatı artırmak için kullanılacaktır.
-
Ekonomimizin düzlüğe çıkması büyük ölçüde ihracatın artırılmasına bağlıdır. İhracatı artırmak için üretim maliyetini düşürmek ve kaliteyi artırmak gerekmektedir. Üretim maliyetini düşürmek için girdi maliyeti ve vergilerin dünya şartlarına uydurulması, hatta daha da ucuzlatılması ve en aza indirilmesi sağlanacaktır.
-
Başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu olmak üzere büyük dengesizlik arz eden bölgelerin kalkındırılması için özel programlar tatbik edilecektir. Ciddi boyutlara ulaşan iç göçün durdurulması ve geri çevrilmesi için Anadolu’daki yatırımlara önem verilecektir. Bunun için GAP projesi süratle tamamlanacaktır. GAP bölgesindeki yerleşim alanlarında ortaya çıkacak acil alt yapı sorunlarının çözümü sağlanacaktır.
-
Doğu, Güneydoğu, İç Anadolu ve Karadeniz gibi diğer geri kalmış bölgelerde yarım kalmış veya işletme sermayesinin azlığı sebebi ile işletmeye geçirilememiş yatırımların ekonomiye kazandırılması ve yeni yatırımların yapılması için bu bölgelerde vergi oranları düşürülecek, teşvikler arttırılarak etkin hale getirilecek ve alt yapı yatırımları hızla tamamlanacaktır.
-
Köye dönüşü hızlandırıcı önlemler alınacak, bunun için gerekli finansman sağlanacaktır.
-
Hazine arazisi ve temizlenecek mayınlı alanlardan uygun olanlar köylülere verilecektir. Sınırlarımızdaki mayınlı arazinin temizlenmesi milli imkânlarla yapılacaktır.
-
Sınır ticareti geliştirilecek. İran, Irak, Suriye, Gürcistan ve diğer bütün komşu ülkeler ile sınır ticareti arttırılacaktır.
-
Geri kalmış bölgelere, okul, öğretmen ve sağlık hizmetlerinin götürülmesine öncelik verilecektir. Tarım ve hayvancılık projelerine destek sağlanacaktır.
İşte Yeni Yüzyıl Partisinin diğer görüşlerden temel farkı da bu prensiplerdir. Biz Türkiye’nin bütünü ile kalkınmasını esas alıyoruz, bizim dışımızdaki siyasi kuruluşlar genellikle küçük bir azınlık olan Rantiye Grubuna öncelik veriyorlar. Biz herkese refahı esas alıyoruz, onlar genellikle küçük bir grubun refahına hizmet ediyorlar. Biz üretime dönük sanayi ve tarım yatırımları ile güçlenerek kalkınmayı esas alıyoruz, onlar sadece sosyal yatırımlarla hayatı rahatlatan fakat ülkeyi borca mahkûm eden müstemleke tipi kalkınmayı esas alıyorlar.
IV.4. Özel Önemi Olan Projelerin Gerçekleştirilmesi
Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında bir kavşak ve köprü durumundadır. Bu kıtalar arasında her türlü mal ve enerji geçişi bölgemiz üzerinden olmaktadır. Bu geçişlerin büyük ölçüde ülkemize kaydırılması Milli ekonomimiz yönünden önemli olduğu gibi nakliye masraflarının azaltılması bakımından da önemlidir. Buna ilaveten mübadele edilen malların ülkemizde üretilmesi mümkündür. Bu avantajların kullanılması ekonomimize çok büyük katkılar sağlayacaktır. Türkiye aynı zamanda Asya ve Ortadoğu’daki bol petrol ve doğal gaz gibi enerji hammaddelerinin Avrupa’ya ulaştırılmasında da köprü konumundadır. Ayrıca ülkemiz bu konumu itibariyle de finans merkezi haline gelme potansiyeline sahiptir.
Nasıl Singapur Uzakdoğu için bir santral görevi ifa ediyor ve Uzakdoğu ile dünyanın irtibatı Singapur üzerinden kuruluyorsa; Türkiye de Avrupa–Amerika ile Asya-Afrika arasındaki bütün ekonomik münasebetlerde Uzakdoğu’nun değil, dünyanın santrali olabilmek için her türlü imkân ve şartlara sahip bulunmaktadır. Batı, doğuya mal sevk ederken deposunu Türkiye’de kurmalı ve pek çok üretimini Türkiye’de yapmalı; Doğu da Batıya mal sevk ederken deposunu Türkiye’de kurmalı ve pek çok üretimi Türkiye’de yapmalıdır. Bu ekonomik şartlar, Türkiye’nin aynı zamanda dünyanın finans merkezi olmasını gerektiren şartlardır. Onun için:
-
Serbest bölgelere,
-
Otoyollara,
-
Hızlı trenlere,
-
Büyük limanlara,
-
Ucuz enerji projelerine önem vermek, öncelikli hedefimizdir.
Ülkemizin hızlı kalkınması ve güçlü bir yapıya kavuşması için Yüksek Teknolojinin ülkeye kazandırılması ve bu sahada Türkiye’nin diğer ülkelerin önüne geçmesi de sağlanacaktır. Bu mümkündür, çünkü teknoloji gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş olan ülkelerin önüne geçebilmesi için bir imkân ve fırsattır. Bu imkân Cenabı Hakk’ın insanlığa bahşettiği bir rahmettir. İnanıyoruz ki vatandaşımızın refahının sağlanması amacıyla bu tip büyük projelerin hayata geçirilmesi için yeterli kaynağa sahibiz. Bu kaynaklar; vergi, zam, faiz, düşük ücret, düşük taban fiyatı, iç ve dış borç ile değil; şuurlu teşvik politikaları, israfın önlenmesi, üretim ve verimliliğin arttırılması, ithal ikamesinin sağlanması ve ihracat imkânlarının seferber edilmesi ile temin edilecektir.
IV.5. Dış Ticaret Politikası
Yukarıda açıklanan imkânlar kullanılarak Türkiye, bölgenin ve dünyanın ticaret merkezi haline getirilecektir. Refahın ve ekonomik büyümenin en önemli araçlarından biri ihracattır. İhracatın ithalat rakamlarını karşılamaması neticesinde oluşan dış ticaret açığı, dışarıdan ek kaynak temini için borçlanma zarureti doğurmaktadır. Bu dış borçlar ve borç faizleri halkımıza ve ekonomimize büyük bir yük getirmekte ve kalkınmamıza engel olmaktadır. Bu durumun meydana gelmemesi için, bir yandan başta D-8’ler olmak üzere kalkınmakta olan ve sömürülen ülkelerle yeni ilişkilerin kurulmasına ve adil bir düzene sahip yeni bir dünyanın oluşturulmasına gayret gösterilirken, diğer yandan da kaliteye ve maliyetlerin düşürülmesine önem verilecek ve ihracat desteklenecektir. Çünkü Türkiye’nin klasik pazarlarının yanında yeni pazarlara ve yeni ürünlere de ihtiyacı vardır.
Önümüzdeki yıllarda doğu ile batı arasında ulaşım ve enerji koridorları içinde ülkemiz ve komşularımız üzerinden milyarlarca dolarlık mal ve hizmet akışının olması beklenmektedir. Bu mal ve hizmet akışından azami istifade sağlanacak şekilde tedbirler alınacaktır. Bu çerçevede, başta komşularımız olmak üzere, bölge ülkeleri ve diğer dünya ülkeleri ile milli menfaatlerimize aykırı olan yapay gerginlikleri ve engellemeleri ortadan kaldırıp her türlü işbirliğine yönelinecek; dış ticaretimizi arttırmak için gerekli düzenlemeler yapılacaktır. İhracatı artırmak için imalatçı firmalar ve ihracatçı kuruluşlar ile yakın işbirliği sağlanacaktır. KOBİ’lere ihracatlarını arttırmaları için prototip geliştirme, bilgi, pazar temini ve finansman imkânları sağlanacaktır.
IV.6. Esnaf ve Sanatkârlar, KOBİ’ler
Toplumsal varlığımızın belkemiği olan ve helal kazanç için bütün sermayesini ve emeğini seferber edip gece gündüz çalışan esnaf ve sanatkârlarımız, aynı zamanda ekonomimizin de can damarlarıdır. Yeni Yüzyıl Partisi, uygulayacağı reel ekonominin tabii bir sonucu olarak esnaf ve sanatkârlara ayrı bir önem vermektedir. Ülkedeki üretimin ve istihdamın çok büyük bir kısmını sağlayan KOBİ’ler, toplam kredinin ancak % 5’ini kullanabilmektedirler. Bu bir haksızlıktır ve ekonominin bütününü olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Partimizin iktidarında büyük ekonomik faaliyetler gerçekleştiren esnaf ve sanatkârları, ürettikleri katma değer ve istihdamları ile orantılı olarak destekleyici tedbirler alınacaktır.
IV.7. Tarım ve Hayvancılık
Ülkemiz tarih boyunca medeniyetlere beşiklik yapmış bir bölgededir. Tarihin ilk dönemlerinde Anadolu’da tarım yapılmış, tarih boyunca “Anadolu Toprakları” üzerinde yaşayan insanları beslemiştir. Bu gün gelinen noktada ise, uygulanan yanlış politikalar neticesinde “Anadolu Toprakları” üzerinde yaşayan nüfusu besleyemez duruma getirilmiştir. Daha düne kadar yeryüzünde kendini besleyebilen yedi ülkeden biri olduğumuz halde bugün tarım ürünleri ithalatımız ihracatı geçmiş durumdadır. Ülkenin dengeli ve yeterli beslenmesi ve herhangi bir engelleme halinde kendi gücüyle ayakta durabilmesi için olmazsa-olmaz bir sektör olan tarım, stratejik öneme sahiptir.
Topraklarımız, iklimimiz, sahip olduğumuz bitkisel çeşitlilik, su potansiyelimiz ve yetişmiş insan gücümüz en büyük güç kaynağımızdır. Arazilerin parçalanmışlığı, toprak ıslahının yapılamamış, sulama ve drenaj gibi alt yapı yatırımlarının tamamlanamamış olması, bilimin getirdiği yeniliklerin üreticiye ulaştırılamaması, yönlendirici planlamanın yapılmaması, ürün borsalarının yeterince oluşmaması, Üretici Birliklerinin katılımcı ve üreticiye destek verecek bir anlayışla yönetilmeyişi ve amacına uygun çalışamaması, bilhassa IMF’ye terk edilmiş olan tarım politikaları ile tarımımızın ve hayvancılığımızın yok edilmesine yönelik programlar ve uygulamalar üretimi olumsuz etkilemekte ve giderek hayvancılık gibi tarım da yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış bulunmaktadır.
Tarım politikalarının IMF kontrolünden kurtarılması ve tarım arazilerinin ıslahı ve toplulaştırılması, verimliliğin artması için gereklidir. Belirli büyüklüğe inmiş arazilerin parçalanmasını önleyici ve arazileri birleştirmeyi özendirici tedbirler alınacaktır. En kısa zamanda yasal alt yapı oluşturularak, tarım arazilerinin tarım dışı kullanımı engellenecektir. Sulanabilir tarım arazilerinin sulama ve drenaj yatırımları hızla tamamlanacak, verimliliği arttıran ve toprağı koruyan sulama yöntemleri çiftçilerle birlikte uygulanacaktır. Yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızın tamamını kullanabilmemiz için gerekli proje ve yatırımlara öncelik verilecek, teknik ve ekonomik bakımdan sulanabilir sayılan 8,5 milyon hektarlık tarım arazisinin tamamının makul olan en kısa sürede sulanır duruma getirilmesi sağlanacaktır. Bu cümleden olmak üzere son yıllarda yavaşlatılan GAP bir an önce tamamlanacaktır.
Borsası kurulabilen her ürün için en uygun illerde borsalar kurulacaktır. Bu borsaların dünya borsaları ile entegrasyonu sağlanacaktır. Demokratik kurallara göre kurulan ve çalışan ‘Üretici Birlikleri’nin önündeki engellerin kaldırılması için gerekli yasal düzenlemeler en kısa zamanda yapılacaktır. Tarımda bilgi birikimi ve bilgi akışı sağlanacak; tarım kuruluşları, ilgili fakülteler ve üreticilerle birlikte Yönlendirici Planlama yapılarak arz-talep dengesinin bozulmaması sağlanacaktır. Tarım destekleri; ABD ve Batı ülkelerinde olduğu gibi girdiler ve ürün üzerinden yapılacak ve yeterli seviyeye çıkartılacaktır. Tarımın gelişmesini engelleyen art maksatlı kotalar kaldırılacaktır. Tohum üretimi ve ileri teknoloji gerektiren tarım ve hayvancılık alanları desteklenecektir. Ekolojik tarım yaygınlaştırılacak ve desteklenecektir. Üniversite-çiftçi işbirliği sağlanacak; tarımda eğitim, özellikle üreticilerin talepleri ve iş durumları göz önüne alınarak sürekli hale getirilecektir. Yem bitkileri yetiştiriciliği ile meraların ıslahı ve geliştirilmesi için her türlü destek sağlanacaktır. Özel sektör tarafından yem fabrikalarının kurulması desteklenmelidir. Yok edilmiş olan hayvancılık desteklenerek yeniden ihya edilecek ve ithalatçı konumdan ihracatçı konuma geçirilecektir. “Toprak Mahsulleri Ofisi” amacına uygun olarak çalışır hale getirilecek ve hasat zamanında çiftçinin elinden tutulacaktır. Süt ve yem endüstrileri ile Et ve Süt Kurumu günün ihtiyaçlarına uygun şekilde yeniden düzenlenecek ve yurdun bütün bölgelerine yaygın şekilde kurulması sağlanacaktır. Su ürünlerinin üretimi desteklenecektir.
IV.8. Enerji
Enerji, günlük hayatımızın, iktisadi ve sosyal faaliyetlerin temel ihtiyaçlarındandır. Bu bakımdan enerjinin kalitesi, maliyeti, yeterliliği ve devamlılığı öncelikle teminat altına alınacaktır. Ekonomi bölümünde belirtilen “Yeniden Büyük Türkiye” hedefleri için büyük miktarda enerjiye ihtiyaç vardır. Bunun için enerji yatırımları ihtiyaca cevap verecek düzeye getirilecektir. Türkiye’nin sürdürülebilir bir kalkınmayı gerçekleştirebilmesi, doğru, tutarlı ve milli bir enerji politikasını uygulamasına bağlıdır. Enerjide kaynak çeşitliliğini sağlayacak önemli projeler hayata geçirilecektir. Yıllardır engellenmiş olan nükleer teknolojinin ülkemize kazandırılması ve nükleer enerjinin milletimizin hizmetine sunulması sağlanacaktır.
Enerjide dışa bağımlılığı asgari seviyede tutmak için öncelikle yerli kaynaklar değerlendirilecektir. Derelere kadar hidrolik enerji imkânlarının, kömür yataklarının, rüzgâr, güneş ve jeotermal enerji kaynaklarının değerlendirilmesi için çalışmalar hızlandırılacak, yatırım ve işletmeler desteklenecektir. Komşu ve bölge ülkeleri ile enerji üretim ve iletim sahalarında işbirliğine gidilerek elektrik, doğalgaz ve petrol iletim hatlarında bağlantı kurulması sağlanacaktır. Ülkemiz zengin petrol ve doğalgaz yataklarının bulunduğu bir bölgede olmasına rağmen yeterli üretim yapılamamaktadır. Petrol ve doğalgaz üretimimizi artırmak için yurt içi ve yurt dışı sahalarda arama ve işletme faaliyetleri hızlandırılacaktır. Enerji sahasında araştırma-geliştirme çalışmaları ve enerji tesislerinin makine ve teçhizat imalatı desteklenecektir.
Enerji üretimi ve dağıtımı özel sektör ve kamu yatırımları vasıtasıyla karşılanacaktır. Rekabet ortamı içerisinde ucuz ve temiz enerji arzı sağlanacaktır. Petrol ürünlerinin dağıtımında, boru hatları inşası da alternatif olarak değerlendirilerek uygun yerlerde tanker taşımacılığı yerine boru hatları ile taşıma ikame edilecek, bu sayede tasarruf ve güvenlik sağlanacaktır. Doğal gaz, ısınmada ve sanayide zaruri bir ihtiyaç maddesi haline gelmiştir. Sanayide maliyeti ve kaliteyi etkilemektedir. Bu bakımdan bütün illere ve ilçelere doğal gaz ulaştıracak boru şebekeleri en kısa zamanda inşa edilecektir. Son yıllarda Ülkemizde üretimi gündeme gelen “Kaya gazı” kullanımı çalışmalarına hız verilecektir. Doğalgazın en ucuz şekilde kullanıcısına ulaştırılabilmesi için, başta D-8’ler olmak üzere, bütün doğalgaz üreten ülkelerle karşılıklı menfaatlere dayanacak şekilde anlaşmalar yapılacak ve mevcut anlaşmalar bu hususlar dikkate alınarak yenilenecektir. Elektrik enerjisi iletim ve dağıtım hatlarında yenileme yatırımlarına öncelik verilerek kayıp ve kaçakların önüne geçilecektir.
IV.9. Ulaşım ve Haberleşme
Gelişme ve kalkınmanın vazgeçilmez gereklerinden birisi de yeterli, etkin ve güvenli bir ulaşım ve haberleşme ağına sahip olmaktır. Bu sebeple mutlu insanların yaşadığı, geleceğin güçlü “Yeniden Büyük Türkiye”sini kurmak için yeterli, etkin ve güvenli bir ulaşım ve haberleşme ağına ihtiyaç vardır. Ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinin mükemmelleştirilmesi hedefimizdir. Sanayinin yurt sathına yayılmasında ve bölgesel gelişmişlik farkının asgariye indirilmesinde en etkin alt yapının, kaliteli, yaygın ve güvenli bir ulaştırma ve haberleşme ağı olduğuna inanıyoruz. Bunun için bütün ulaştırma imkânlarının ekonomik ve dengeli bir tarzda yurt sathına yayılmasına öncelik verilecektir. Hazırlanacak ulaştırma master planı ile karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu ulaştırmasının yatırım ve işletme maliyeti dikkate alınarak, ihtiyaca göre dağılımı sağlanacaktır.
Demiryolu taşımacılığının hızlı, dakik, emniyetli ve ucuz olması dikkate alınarak son elli yıldır ihmal edilen demiryolu ve denizyolu ulaşımı yeniden ele alınacak, yük ve yolcu naklinde demiryolu ve denizyolunun ağırlığı arttırılacaktır. Üretim ve tüketim merkezleri ile limanlar ve komşu ülkeler arasında güvenli ve hızlı demiryolu ve denizyolu taşımacılığı geliştirilecektir. Bu şekilde nakliye maliyetleri düşürüleceği gibi karayolu trafiğini azaltarak yol güvenliğine de yardımcı olunacaktır. Hem Asya, Avrupa hem de Ortadoğu, Avrupa otoyol ve demiryolu bağlantıları geliştirilecektir. İlçe, belde ve köy yollarının standartları yükseltilecektir. Ulaşım sektörü için gerekli olan araç, makine ve teçhizatın yurtiçi imalatı desteklenecektir. Haberleşme stratejik önemi olan bir sektördür. Bu sebeple kaliteli ve güvenli olması, ihmal edilmesi mümkün olmayan bir gereksinimdir. Bazı ülkelerde ve ülkemizde ortaya çıkan skandallar bu sahanın milli kalmasındaki gerekliliği açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu sebeple bu sektör milli hale getirilecektir.
IV.10. Milli Savunma Sanayii
Savunma sanayisinde dışa bağımlılığın azaltılabilmesi için gerekli orta ve uzun vadeli programlar hazırlanarak, ihracat potansiyeline ve dünya piyasalarında rekabet gücüne sahip, teknolojik bakımdan diğer bütün ülkelerin önüne geçecek, dost ve müttefik ülkelerle (D-8 ülkeleri gibi) dengeli işbirliğini mümkün kılan bir Milli Savunma Sanayinin oluşturulması ana hedefimizdir. Bu anlayışla, müttefik ülkelerle uyumlu, kendi silah sistemlerimizin oluşturulması sağlanacak, ülkemiz dışa bağımlılıktan kurtarılacaktır. Savunmamız için gerekli silah ve teçhizat ihtiyacı, orta ve uzun vadeli olarak belirlenerek milli savunma sanayisinin hazırlık yapmasına ve ihtiyaçların yerli kaynaklardan karşılanmasına özen gösterilecektir. Savunma silah ve teçhizatının iç ve dış tedariki ve ihracatı tek merkezden yönetilecektir.
V. DIŞ POLİTİKA
V.1. Genel Değerlendirme
Öncelikle şu hususu ifade etmeliyiz ki Yeni Yüzyıl Partisi olarak bizim amacımız yeryüzünde yaşayan bütün insanların mutluluğudur. Biz, bütün insanlığın huzur ve barış içinde yaşamasını istiyoruz. Bu amaca ulaşılması için hakka dayalı adil bir uluslararası düzenin kurulması gerekmektedir. Bizler, zengin tarihi mirası ve stratejik coğrafyasıyla Türkiye’nin adil bir uluslararası düzenin kurulmasına öncülük edecek tarihi tecrübeye ve sağlam değerlere sahip olduğuna inanıyoruz.
İnsanlık âlemi geçen asırda milyonlarca insanın öldüğü iki dünya savaşına ve bunların ardından gelen soğuk savaş döneminin acı ve sıkıntılarına şahit oldu. Teknolojik gelişmelerin sağladığı bunca imkâna rağmen, kaynakların gayri adil ve dengesiz kullanılması sonucunda insanoğlu 20. Yüzyılda da yoksulluklar ve açlıkların yanında suçların artışı, aile yapısının bozulması, çevre felaketleri gibi sayısız problemle boğuştu, bunaldı, hayal kırıklığına uğradı. Bir türlü beklediği ve özlediği adil esaslara dayalı, huzur ve barış dünyasına kavuşamadı. Yeni teknolojik gelişmelerle ve özellikle iletişim devrimiyle şimdi gözler, ümitler ve özlemler 21. Yüzyıla çevrilmiş durumdadır. Düşünceden bilime, teknolojiden ekonomiye, toplumsal ilişkilerden siyasete dünya adeta yeniden kuruluyor, yeniden yapılanıyor. Maalesef bu yapılanma, hak ve adalete göre değil silah gücünü ellerinde bulunduranların çıkarlarını korumaya yönelik ve ırkçı emperyalizmin asırlardan beri düşlediği, herkesi kendisine köle yapmayı hedef alan ve neticede kan–gözyaşı ve ıstıraptan başka bir şey getirmeyecek olan bir yapılanmadır. Hâlbuki insanlığın hakkı üstün tutan, daha adil, daha insancıl ve daha uygar bir dünya özlemi ve arayışı devam ediyor. Ne var ki, dünya ekonomisi ve siyasetinde oluşan yeni dengeler, kuşku ve endişeleri de beraberinde getiriyor. Nitekim ABD tarafından uygulanmasına başlanan “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) bölgedeki bütün ülkeleri tehdit ve tedirgin ediyor.
V.2. Dünyada ve Bölgemizdeki Tehditler
Balkanlardaki istikrarsızlık giderilmiş değildir. Kafkaslarda da çözüm sağlanamamıştır. Çeçenistan ve bölgenin diğer sorunları halen devam etmektedir. Azerbaycan topraklarının önemli bir bölümü halen Ermenistan’ın işgali altındadır. Son dönemde karışıklıklar Ukrayna’ya da sıçramıştır. Kırımın statüsü ve Doğu Ukrayna Rusya ve Batı Bloğu arasında bir güç gösterisine sahne olmaktadır. Afrika’da da Sudan’ın bölünmesine, Libya’nın kaosa sürüklenmesine, Orta Afrika Cumhuriyeti, Nijerya ve diğer Afrika ülkelerinin yeniden sömürgeleştirilmesine yol açacak senaryolar sahneye konmaktadır. Suriye kan gölüne dönmüş, Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek isteyen ırkçı emperyalistlerin ekmeğine yağ sürülmüştür. Ege ve Kıbrıs sorunu çözülmüş değildir.
AB’nin Türkiye’den yeni azınlık tanımı ve suların yönetimi ile ilgili, ülke birliği ve beraberliğini bozacak taleplerine ilaveten, artan siyasi amaçlı misyonerlik faaliyetleri ülkemiz için ciddi tehdit oluşturmaktadır. “Yeni Dünya Düzeni”, “Tek Kutuplu Dünya”, “Küreselleşme”, “Medeniyetler Çatışması”, “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” gibi tezler ve adeta bu tezlere gerekçe oluşturan, arka planı karanlık “Terör” tanımlaması; maalesef 21. Yüzyılda da insanlık için çok büyük tehdit ve tehlikelerin habercisi olmaktadır. Afganistan’daki haksız işgal devam etmektedir. Türkiye’nin üzerine düşen görev, bu haksız işgale destek vermek değil, bu bölgenin bağımsızlığına ve işgalden kurtulmasına yardımcı olmaktır. ABD ve müttefiklerinin “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” adı altında İslam dünyasına karşı sürdürdükleri kanlı işgal politikaları dünya barışını çok ağır bir şekilde tehdit etmektedir.
Aynı şekilde İsrail’in, yetmişten fazla Birleşmiş Milletler kararına rağmen sürdürdüğü saldırganlık, soykırım ve genişleme politikası bölge ve dünya barışı için sürekli ve açık bir tehdit oluşturmaktadır. ABD ve müttefiklerinin, Irak’ı haksız işgalleri ve işgalden sonra her türlü uluslararası anlaşmayı hiçe sayarak yaptıkları insanlık dışı uygulamalar, Irak’ta kışkırtmaya çalıştıkları etnik ve mezhep tabanlı çatışmalar ve yapılanmalar, bölge ve dünya barışını tehdit etmektedir. Irak’a getirilen hürriyet ve demokrasi değil, Ebu Gureyb vahşetinin çığlıklarıdır. Irak’tan sonra, suni gerekçelerle İran’a ve diğer bölge ülkelerine karşı uygulanmaya çalışılan saldırgan politikalar da bölge ve dünya barışı için çok büyük tehdittir. Bu tür haksız saldırılar için bir savunma paktı olan NATO’nun kullanılmaya çalışılmasına karşıyız. Türkiye’nin komşuları ile ilişkilerine zarar verecek bu tür uygulamalara karşı barışı korumak için elimizden geleni yapacağız. Dünya ve bölge barışı üzerindeki bu tehditler elbette ki Türkiye için de geçerlidir. Bu tehditlere karşı Türkiye, bölge ve dünya devletleri ile işbirliği içerisinde gerekli tedbirleri almak zorundadır. Bu bağlamda, adil temellere dayanılarak kurulacak olan yeni dünyada huzur ve barışın sağlanması için yeni bir savunma paktının kurulması gerektiğine inanmaktayız. 21. yüzyılda barışın tesis edilebilmesi ve adil bir uluslararası düzenin kurulabilmesi için insanlığa acıyı, savaşları, yoksulluğu ve çevre felaketlerini yaşatan 20. yüzyılı çok iyi tahlil etmek zorundayız.
V.3. Yirminci Yüzyıldan Alacağımız Dersler
-
Alacağımız ilk ders, materyalizmin insanlık âlemine mutluluk getirmediği gerçeği ve maneviyatçılığa dönme ihtiyacıdır.
-
yüzyılın baskıcı rejimleri, "Kuvvetlinin zayıfı yok etmesi doğanın temel yasasıdır; tekâmül için bir düşmanın olması ve onunla devamlı mücadele edilmesi gerekir." teorisine dayanmışlardır. Bu maddeci görüşü benimseyen rejimler, bu kuralı uygulayarak insanlığa büyük acılar çektirmişlerdir. Artık temeli düşmanlık ve savaş olan bu zihniyet, yerini temeli şefkat, barış, sevgi, huzur ve kardeşlik olan yeni anlayışa bırakmalıdır.
-
Dünyanın huzuru için çatışma değil diyalog esas alınmalıdır. Huzur, barış ve mutluluğa giden yol, samimi işbirliği ve dayanışmadan geçer. Bu da ancak diyalogla olur. Bu diyalog, teslimiyetçi ve kendi değerlerimizi terk etme mantığı ile değil, birbirimizi anlama ve Batıya yanlışlıklarını anlatma mantığı ile yapılmalıdır.
-
Uluslararası ilişkilerde çifte standart değil adalet esas alınmalıdır. Soğuk savaş döneminde maalesef, insan hakları, özgürlükler, demokrasi gibi kavramlar daha çok propaganda amacıyla kullanılmış, çifte standartlar hiç eksik olmamıştır. Kendi ülkelerinde insan hakları ve özgürlüklere sahip çıkan, dünyaya yön verme peşinde olan birçok ülke, çıkarları için baskıcı rejimlerle işbirliği yapmışlardır. Soğuk savaş sonrası ortaya atılan “medeniyetler çatışması” tezi de, milletleri birlikte yaşama yerine çatışmaya sevk etmiştir. Bugün yeni bir dünya kurulacak ve bu dünya hakka ve adalete dayalı olacaksa çifte standartlar terk edilmeli, insan hakları ve özgürlüklerin herkes için gerekli olduğu kabul edilmelidir.
-
Tekebbürden, üstünlük iddiasından vazgeçilmeli, uluslararası ilişkilerde eşitlik esas olmalıdır. İki kutuplu sistemin dağılmasından sonra oluşan “Yeni Dünya Sistemi”nin küresel hâkimiyet mücadelesini bitireceğine dair iyimser havalar çoktan dağılmıştır. Kısa zamanda görülmüştür ki hegemonya mücadelesi devam etmektedir. Bu durum da uluslararası ilişkilerde hâlâ eşitsizliklerin hâkim olduğunu göstermektedir. Adil bir uluslararası düzenin kurulabilmesi için bunun terk edilmesi gerekmektedir.
-
Sömürü yerine adil paylaşım ve işbirliği esas alınmalıdır.
-
Yüzyıla sömürü ve dünyayı paylaşma yüzyılı dersek yanlış olmaz. Milyonlarca insanın ölümü ve sakat kalması ile sonuçlanan savaşların temelinde sömürü vardır. Irkçı emperyalizmin bütün dünyayı kendisine köle yapmak için kullandığı en önemli vasıta, faizci kapitalist nizamdır. Bu nizam sayesinde ufak bir emperyalist azınlık bütün insanlığı sömürmektedir. Bu uygulama ister istemez sonunda sosyal patlamayı ve savaşları kaçınılmaz kılacaktır. Sömürgecilikle dünyanın zenginlikleri gelişmiş ülkelere akmış; zenginler daha zengin, fakir ülkeler ise daha fakir hale gelmiştir. Bugün gelişmiş kuzey ülkeleri ile gelişmekte olan ve geri kalmış güney ülkeleri arasında gelir dağılımı ve yaşama standardı açısından derin uçurumlar oluşmuştur. Gelişmekte olan ekonomiler borç yükleri altında ezilmiş, borçlarının faizlerini bile ödeyemez duruma gelmişlerdir. Bu durumdan sadece fakir güney ülkeleri değil, gelişmiş olan ülkeler de rahatsız olmaya başlamışlardır. Sorun sadece borç ve faizlerin ödenememesi değildir. Bugün, refah ve özgürlük isteyen güney ülkelerinin insanlarının gelişmiş batılı ülkelere akın etmeleri sonucunda Batıda göçmen sorunu ortaya çıkmıştır. Böylece bu asırda dünyanın en ciddi sorunlarından birini göçmenler sorunu oluşturmaktadır. 20. Yüzyılın sömürü araçlarından biri de gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere verdikleri yüksek faizli borçlardır. Bu şekilde ülkeler arası gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Şimdi fakir ülkeler borçlarının faizlerini dahi ödeyemez hale gelmişlerdir. Bütün bu sorunlar sömürü ile değil ancak samimi bir işbirliği ile aşılabilir.
-
Baskı, totalitarizm ve faşizm insanlara acı ve gözyaşı getirmiştir; insanlığın mutluluğu için, insan hakları ve özgürlüklerin tüm dünyaya yayılması gerekmektedir. Yirminci Yüzyılda yayınlanan insan hakları ve özgürlük sözleşmeleri, 21. Yüzyılda bütün dünyada daha da geliştirilerek hayata geçirilmelidir. Maalesef 20. Yüzyılda insanlık bu konuda iyi sınav verememiştir; yakın tarih insan hakları ihlalleri ile doludur. İşte 20. Yüzyılda insanlık, ifsat edici bütün sistemleri ve rejimleri deneyip bunların hiçbirinin insanlığa refah getirmediğini açıkça görmüştür. Bu tecrübenin doğal neticesi gözyaşı ve hüsran olmuştur.
Yeni Yüzyıl Partisi, tüm insanlığa refah getirecek adil bir uluslararası sistemin kurulması için şu prensiplerin zorunlu olduğuna inanmaktadır:
-
Savaş değil, barış!
-
Çatışma değil, diyalog!
-
Çifte standart değil, adalet!
-
Üstünlük değil, eşitlik!
-
Sömürü değil, adil paylaşım ve işbirliği!
-
Baskı ve tahakküm değil, insan hakları, özgürlükler ve demokrasi.
Esasen bu açıklanan sebeplerden dolayıdır ki, D-8’lerin bayrağında bu temel prensiplere işaret etmek üzere 6 tane yıldız bulunmaktadır. Biz bu prensiplere dayanan bir barış ve saadet dünyasının kurulmasında Türkiye’nin öncülük yapacağına inanmaktayız. Bu açıdan Türkiye, tarihi ve coğrafyası ile büyük imkânlara sahip olduğu gibi aynı zamanda bütün insanlığın saadeti için gerekli olan bu büyük sorumluluğu taşımaktadır.
V.4. Türkiye’nin Önemi
Zengin tarihi mirasının yanında Türkiye; dünyanın merkezinde, üç kıtanın birleştiği yerde, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu gibi dünyanın en sorunlu bölgelerine komşu; ama aynı zamanda enerji ve ticari yolların kavşak noktasında çok önemli bir konumda bulunmaktadır. Türkiye, tarihte olduğu gibi bu müstesna jeopolitik konumunun yanında genç, dinamik ve yetişmiş insan gücü ve tabii kaynakları ile dünyanın ilgi odağı olmaya devam eden bir ülkedir. Partimiz; barış, diyalog, adalet, eşitlik, işbirliği ve insan hakları, özgürlükler ve demokrasi ilkelerine dayanan politikalarla Türkiye’nin bu potansiyellerini insanlığın refahı için kullanmakta kararlıdır. Bu suretle:
-
Türkiye, batılı ülkelerle gireceği dengeli ilişkilerle; refahın yanında özellikle barış, insan hakları ve demokrasi gibi değerlerin tüm dünyada gelişmesine katkıda bulunacaktır.
-
Türkiye, kuzeyinde yer alan “Karadeniz Ekonomik İş Birliği (KEİB)” ülkeleriyle, başta ekonomi olmak üzere her sahada işbirliğini geliştirmesi ve yukarıdaki ilkelerin bu ülkelerce de benimsenmesine yardımcı olması suretiyle adil bir uluslararası sistemin kurulmasına önemli katkılarda bulunacaktır.
-
Türkiye, doğusunda bulunan tarihi, manevi ve soydaşlık bağlarıyla bağlı olduğu Türk Cumhuriyetleri ile de her türlü ilişkileri en ileri düzeye taşıyarak bu kardeş ülkelerin kurulacak adil uluslararası sisteme dâhil olmalarına ve katkıda bulunmalarına yardımcı olacaktır.
-
Türkiye, aynı şekilde doğu ve güneyindeki tarihi ve manevi bağlarla bağlı olduğu Müslüman ülkelerle de her sahada en ileri derecede işbirliği içinde olmak suretiyle yoksulluğun kalkması, dünya barışı ve adil uluslararası ilişkilere katkıda bulunacaktır.
-
Yeni bir dünyanın çekirdek kuruluşu olan D-8 atılımı çerçevesinde, kalkınmakta olan ülkeler arasında en ileri derecede yardımlaşma ve işbirliğinin sağlanması kurulacak adil uluslararası sistemin tesisi için ilk adım olacaktır.
İşte bu tarihi ve coğrafi şartlar, Türkiye’ye yeni bir dünyanın kurulmasına öncülük etme görevini yüklemektedir. Bundan dolayı Türk dış politikasının bu amaçlara göre yürütülmesi, Türkiye’nin bütün ülkelerle ilişkilerini işbirliği ve yardımlaşma anlayışı ile en ileri derecede gerçekleştirmesi gerekmektedir. Türkiye’nin geliştireceği esnek ve çok alternatifli stratejilerle, jeopolitik imkânlarını, uluslararası ekonomik, siyasi ve güvenlik ilişkilerinde dinamik bir şekilde kullanması bir zorunluluktur. Eğer, dinamizmin yoğun temposu yerine statükoculuğun kolaycılığını tercih eden ve lider ülke olma yerine uydu olmaya razı olan dış politika geleneğinde ısrar edilirse, bırakın jeopolitik konumumuzu, tarihi ve manevi zenginliklerimizi küresel etkinliklere dönüştürmeyi, sınırlarımızı korumak bile tehlikeye girecektir.
Unutulmamalıdır ki soğuk savaşta Türkiye’nin bütünlüğünü Sovyetlerin sıcak denizlere inmesinin önünde bir engel olduğu için destekleyenler, şimdi Türkiye’nin Ortadoğu’daki su-petrol dengesine dayalı jeo-ekonomik etkinliğini ve adil yeni bir dünyaya öncülük yapmasını çıkarları için zararlı görmektedirler ve bu sebeple bugünkü sınırların değişmesini isteyebilirler. Ayrıca Karabağ krizinde de görülmüştür ki uluslararası güvenlik şemsiyeleri artık sınırların garantisi değildir; yine Doğu Türkistan, Bosna ve Çeçenistan’dan sonra Afganistan ve Irak’ta da görüyoruz ki “evrensel insani değerlere” kimse itibar etmemektedir. Açıktır ki Türkiye, ortaya çıkan yeni uluslararası konjonktürü ve burada üstleneceği konumunu ciddi bir şekilde yeniden değerlendirmek zorundadır. Uluslararası konumun yeniden değerlendirilmesi, ülke-içi kültürel, siyasi ve ekonomik parametrelerin de göz önüne alındığı bir yenilenme süreci ile uyumlu olmalıdır. Kendini tanımlamakta bile güçlük çeken bir toplumun, uluslararası strateji oluşturmada siyasi bir irade ortaya koyabilmesi mümkün değildir.
Bizim diğer siyasi partilerden temel bir farkımız da bu anlayışta yatmaktadır. Diğerleri, bilerek veya bilmeyerek Türkiye’nin sıradan bir ülke olmasını hedef aldıkları halde biz, Türkiye’nin özellikleri dolayısıyla yeryüzünde huzur, barış ve bütün insanlığın saadeti için özel hizmetler yapmak zorunda olduğunu bilmekte ve Türkiye’nin kendisine saygı ve sevgi duyulan “Yaşanabilir Bir Türkiye“, “Yeniden Büyük Türkiye” ve “Yeni Bir Dünya” kurulmasına öncülük yapması gerektiğine inanmaktayız.
V.4.1. Türkiye’nin Karşı Karşıya Bulunduğu Tehditler
Doğru bir tedavi için doğru bir teşhis ön şarttır. Bu teşhisi hakiki manasıyla yapabilmek için, emperyalist dış güçlerin işbirlikçi yönetimleri kullanarak attıkları adımları dikkatli bir şekilde takip etmek ve değerlendirmek gerekmektedir. Ne görüyoruz: Batı ile entegrasyon için yürütülen politikalar, ülkemizi altından kalkılması her geçen gün daha da zorlaşan tehlikelere sürüklemiştir. Kıbrıs bir hiç uğruna feda edilmektedir. Çok büyük stratejik önemi olan bu adada uluslararası anlaşmalarla sağlanan haklarımızdan vazgeçilmektedir. Ermeni soykırımı iddiaları, müttefik kabul edilen ülkelerce kabul görmektedir. Bu gidiş Türkiye’yi tazminat ödemeye ve toprak tavizine zorlar bir mahiyet kazanmaktadır. Dicle ve Fırat havzalarının uluslararası bir yönetime devredilmesinin gündeme getirilmesine bugünkü Hükümet tepkisiz kalmıştır. Ege’de Yunanistan’la olan, karasularının 12 mile çıkartılması ve FIR hattı ihtilaflarımız, Yunanistan’ın lehine gelişme göstermektedir ki, bu Ege Denizi’ni bir Yunan gölü haline getirir.
Karadeniz bölgesinde bir Rum Pontus devleti söylemi adım adım gündeme sokulmaktadır. Fener Rum Patriğine ‘Ekümenik Statü’ tanınması neredeyse defakto kabul edilir bir duruma gelmiş, misyonerlik faaliyetleri siyasi bir olgu içinde hız kazanmıştır. Buna mukabil Müslüman halkın inancını öğrenme ve yaşama konusundaki engeller hâlâ devam etmektedir. “Medeniyetler Arası Diyalog”, “Dinler Arası Diyalog” söylemleri ile yürütülen çalışmalar, tek taraflı işlemekte, kendi sağlam değerlerimiz sulandırılmakta, hatta terk edilmektedir. Türkiye; IMF dayatmaları, serbest Pazar ekonomisi aldatmaları, borçlar, yanlış özelleştirme politikaları ile ekonomik bir esarete sürüklenmektedir. Tarım, Sanayi, Ticaret, Bankacılık, haberleşme sektörleri bütünüyle ırkçı emperyalist sermayeye terk edilmiştir. Bunlara şimdi bir de yeni azınlık anlayışı eklenerek iç çekişmelere zemin hazırlanmaktadır. Bütün bunlar birer münferit olay olmayıp ırkçı emperyalizmin plan ve hedeflerinin uygulanması maksadıyla yine onlar tarafından tanzim edilerek yürütülen olaylardır.
Ne istiyorlar? 1990 yılında Komünizmin iflası ve Sovyetlerin dağılmasından sonra tek kutuplu bir dünya meydana gelince ve bu kutbu ABD temsil etmeye başlayınca, ırkçı emperyalistler asırlardan beri bekledikleri Büyük İsrail ve dünya hâkimiyeti inançlarının gerçekleşmesi için artık vaktin geldiğine karar verdiler. Kontrolleri altında tuttukları ABD yönetimi vasıtasıyla bunu gerçekleştirmek için adım adım planlarını uygulamaktadırlar. Yeryüzünün her tarafında, Filistin’deki uygulamalarda görüldüğü gibi insanları şiddet kullanarak esir ve köle etmek isteyen ırkçı emperyalizmin bu gayelerini tarih boyunca Selçuklular ve Osmanlılar önlemişti. İslam âlemi bu maksatla yapılan 18 Haçlı seferini geri püskürterek yeryüzünde huzur ve barışı korumuştu. Bu gerçekleri çok iyi bilen ırkçı emperyalizm, bugün dünya planlarını uygularken, asıl hedefleri olan Türkiye’yi “İşsiz, aç, borca esir ve dininden uzaklaşmış” bir ülke haline getirmeye büyük önem vermektedirler. Türkiye’deki yönetim de maalesef iktidarda kalabilmek için, bu dış güçlerin desteğini her şeyden önemli gördükleri için onlardan gelen her teklifi kabul etmekte, böylece Türkiye hızla “yumuşak lokma” olmaya sürüklenmektedir. Bundan dolayıdır ki Türkiye’de hiç vakit geçirmeden, Milli Görüş’ün iktidara getirilmesi ve şahsiyetli bir dış politika izlenerek “Uydu Değil, Lider Ülke” uygulamasıyla ülkenin kurtarılması kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Yeni Yüzyıl Partisi’nin takip edeceği şahsiyetli dış politikanın ve dış politikada “Uydu Değil, Lider Ülke” uygulamasının temel esasları aşağıda özetlenmiştir.
V.4.2. Türkiye’nin Batı İle İlişkileri
Avrupa Birliği (AB) Özellikle AB’nin, tam üyelik süreciyle birlikte, son yıllarda ülkemize, milletimize ve milletimizin sahip olduğu değerlere karşı sergilemekte olduğu kabul edilemez tutum ve davranışlar, AB’yi oluşturan zihniyetin insan hakları, inanç özgürlüğü, inanca saygı, çoğulculuk ve farklı medeniyet mensupları ile birlikte yaşama konularında yeterince gelişmiş bir düzeyde olmadığını ortaya koymuştur. Batılı ülkelerin hâlâ eski emperyalist ve sömürgeci alışkanlıklarından kurtulamadıkları ortadadır. Bu şartlar altında Yeni Yüzyıl Partisi olarak Türkiye’nin AB’ye üye olmasına karşıyız. Çünkü AB’ye tam üyelik; Türkiye’nin bağımsızlığından vazgeçmesi, kendisini Batı kültür ve medeniyetine teslim etmesi, onları yönlendiren ırkçı emperyalizmin plan ve hedeflerinin gerçekleşmesi için adım adım parçalanıp yok olmaya götürülmesi manasını taşımaktadır. Zira 1990’da Komünizmin iflâs edip Sovyetlerin dağılmasından sonra ortaya çıkan tek kutuplu dünyada ırkçı emperyalizmin etkisi artmış ve AB bunların plan ve gayelerine hizmet eden bir topluluk haline dönüşmüştür. Bu gerçekler dolayısıyladır ki AB’ye tam üyelik yerine eşit koşullarda karşılıklı ikili ilişkiler içinde olmayı doğru buluyoruz. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin, tüm uluslararası ilişkilerde olduğu gibi barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde yürütülmesinden yanayız. Zira Türkiye’nin adil bir düzene sahip, yeni bir barış dünyasının kurulmasında öncülük yapmasının engellenmesi, sadece Türkiye için değil, aynı zamanda AB ve bütün insanlık için telafisi mümkün olmayan bir kayıp demektir.
Türkiye – ABD İlişkileri ABD ile barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde ilişkilerimizin sürdürülmesini istiyoruz. ABD, kendi halkının muhalefetine rağmen ısrarla yürütmeğe çalıştığı bölge ve dünya barışını tehdit eden yeni savunma konseptini tekrar gözden geçirmelidir. ABD’den; Afganistan’daki ve Irak’taki işgale derhal son vermesini, baskıcı rejimleri desteklemeyi terk etmesini, sorunları barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde çözmeye çalışmasını ve “Büyük Ortadoğu Projesi”nden vazgeçmesini bekliyoruz.
V.4.3. Karadeniz Ekonomik İş Birliği (KEİB)
Karadeniz havzasındaki ülkelerin ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi ve teşkilat içinde Türkiye'nin etkinliğinin artırılmasına gayret edilecektir. Üye ülkelerle ticaret hacmimizin artırılması ve karşılıklı yatırımların yapılması teşvik edilecektir. Karadeniz havzasının bir barış ve işbirliği havzası haline gelmesi için Türkiye üzerine düşeni yapacaktır. Bu kapsamda Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin burada savaş gemileri bulundurmasına karşıyız.
V.4.4. Türk Cumhuriyetleri İle İşbirliği
Tarih, kültür ve manevi bağlarla bağlı olduğumuz kardeş Türk Cumhuriyetleri ile temel ilkeler çerçevesinde en ileri örnek ilişkilerin tesis edilmesini istiyoruz. Bunun için gerek ikili gerekse müşterek üye olduğumuz kuruluşlar içindeki ilişkilerimizi geliştireceğiz. Ekonomik ve kültürel olarak yeni ve ileri işbirliği imkânlarını araştıracağız.
V.4.5. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT)
Türkiye İslam İşbirliği Teşkilatı’nın güvenilir bir üyesi olarak, üye ülkelerle daha yakın ekonomik ve kültürel ilişki içerisinde olacaktır. Bu ilişkilerin geliştirilmesi karşılıklı yararımıza olacak şekilde en üst düzeye getirilecektir. Uygulanan çifte standartların ortadan kaldırılması ve her türlü haksızlığın önlenebilmesi için İİT’nın çok daha etkin bir hale getirilmesi konusunda Türkiye’ye önemli görevler düşmektedir. İnanıyoruz ki bu konuda her türlü önlemin alınması ve çabanın gösterilmesi, sadece 1,5 milyarlık İslam dünyasının huzur ve barışını sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda dünya barışına ve adil bir uluslararası sistemin kurulmasına da önemli katkılar yapacaktır. Bu çerçevede, Türkiye’nin öncülüğünde faaliyet gösteren “İslam Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK)”ın daha etkin, şuurlu ve verimli çalışmasını sağlayacağız.
V.4.6. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO)
Genellikle tarihi ve kültürel bağlarımızın bulunduğu ülkelerin üye olduğu ECO’ya ayrı bir önem veriyoruz. Yukarıda belirttiğimiz ilkeler ışığında ECO üyesi ülkelerle kültürel, ekonomik, altyapı, teknolojik ve diğer alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi için her türlü gayret gösterilecektir.
V.4.7. D-8 Atılımı
Türkiye 15 Ağustos 1997'de imzalanan D-8'lerin kurulmasına öncülük etti. Türkiye bunu, huzur, barış ve mutluluğun hâkim olduğu “yeni bir dünyanın” kurulabilmesinin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin katkılarıyla daha kolay gerçekleşebileceği inancıyla yaptı. D-8'lerin kuruluşunu, 20. Yüzyılda insanların çektiği acılardan sonra yukarıda izah edilen altı temel ilke üzerine yeni bir dünyanın kurulması için 21. yüzyıla tutulmuş bir ışık olarak görmekteyiz. Ülkeler arasındaki sorunların çözümü ve yeni bir dünyanın kurulmasında yukarıda açıkladığımız altı esas yeni bir ruh, yeni bir heyecan getirecektir. Ümit ediyoruz ki; 5 milyar toplam nüfuslu gelişmekte olan 150 ülke adına D-8’ler ile 1 milyar toplam nüfuslu 30 gelişmiş ülke adına G-8’lerin bir yuvarlak masa etrafında bir araya gelerek “II. Yalta Konferansı”nı yapmaları ve böylece barış, diyalog, adalet, eşitlik, işbirliği, insan hakları ve demokrasi ilkeleri çerçevesinde sorunları çözüme kavuşturup özlenen adil uluslararası sistemi birlikte kurmaları ancak bu samimi çabalarla mümkün olacaktır.
V.4.8. Komşularımızla İlişkilerimiz
Dış güçlerin etkileriyle, milli menfaatlerimize aykırı olarak, yapay sebeplerden dolayı komşularımızla ilişkilerimizi gerginleştirmeyi tamamen yanlış bir davranış olarak görüyoruz. Aksine, bütün komşularımızla her alanda en ileri ilişkilerin kurulmasından yanayız. Mevcut sorunların bu ilişkiler sayesinde en iyi şekilde çözümleneceğine inanıyoruz.
V.5. Türkiye BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi Olmalıdır.
Prensip olarak Birleşmiş Milletler içinde ayrıcalığı olan bir “Güvenlik Konseyi”ne karşıyız. Ancak, bu durum düzeltilene kadar, yukarıda açıklanan tarihi ve coğrafi nedenlerle Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olmasının gerekliliğine inanıyoruz. Tüm insanlığın saadetini amaç edinmiş olan partimiz, ülkemizin, her ülke ile hakkı üstün tutan adil işbirliğine dayanan ilişkiler kurması ve bu ilişkileri geliştirmesi için gayret gösterecektir.
VI. SONUÇ
Bu program, Partimizin diğer partilerden farkını açıkça ortaya koymaktadır. Yeni Yüzyıl Partisi’nin hareket noktası şefkat ve sevgidir; amacı, öncelikle ülkemizin bütün evlatları olmak üzere tüm insanlığın saadetidir. İnancımız odur ki saadete ancak programımızın temel ilkelerinin uygulanmasıyla ulaşılabilir. Görüşümüz diğer partilerden temelde farklı olduğu için ayrı bir parti olarak örgütlenmiş bulunuyoruz. Tekrar tekrar yapılan denemeler açıkça göstermiştir ki yanlış ilkelerle siyaset yapanlar, milletimizin özlemi olan refahı gerçekleştirmekte başarılı olamamışlardır.
TEMEL FARKLARIMIZ;
-
Refahın temel unsurlarından olan “Saygınlık” ancak bizim görüşümüzle gerçekleşir. Çünkü Biz “Materyalist” değil, “Maneviyatçıyız”. Biz “Nefse Esareti” değil, “Nefis Terbiyesi”ni esas alıyoruz. Biz sıradan Türkiye’yi değil, “Manen ve Madden Kalkınmış, Öncü, Yeniden Büyük Türkiye”yi esas alıyoruz.
-
Refahın temel unsurlarından biri olan “Huzur, Barış, Kardeşlik” ancak bizim görüşümüzle gerçekleşebilir. Çünkü Biz “Kin ve Husumet”i değil, “Şefkat, Sevgi Ve Hoşgörü”yü esas alıyoruz. Bizim amacımız “Küçük Bir Azınlığın Refahı” değil, “Bütün İnsanlığın Refahı”dır. Biz yanlışın, zararlının, zulmün, kötülüklerin, çirkinliklerin egemenliği için değil; doğrunun, iyinin, güzelin, faydalının ve adaletin egemenliği için çalışıyoruz. Biz yeryüzünün ifsadı için değil, ıslahı için çalışıyoruz.
-
Refahın temel unsurlarından “İnsan Hakları ve Özgürlükler” ancak bizim görüşümüzle gerçekleşir. Çünkü Biz baskıyı değil, “Tam ve Kamil İnsan Hakları”nı istiyoruz. Biz ‘Güdümlü Demokrasi’yi değil, “Gerçek Demokrasi”yi savunuyoruz. Biz Anayasa’nın 2. maddesi evrensel anlamda uygulansın diyoruz.
-
Refahın temel unsurlarından olan “Adalet” ancak bizim görüşlerimizle gerçekleşir. Çünkü Biz “Yanlış Hak” anlayışını değil, “Doğru Hak” anlayışını esas alıyoruz.
-
Refahın temel unsurlarından olan Refah, ancak bizim görüşümüzle gerçekleşir. Çünkü Biz “Rant Ekonomisi”ni değil, “Reel Ekonomi”yi esas alıyoruz. Biz “Rantiye Grubu” değil, “Türkiye Bütünüyle Kalkınsın” diyoruz.
Bu program; tıpkı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra istiklalini kaybetme tehlikesini gören milletimizin, Müdafaa-i Hukuk hareketi ile ayağa kalkarak “Ben ölmedim!” deyip mukaddesatına sahip çıkmak için başlattığı İstiklal Savaşı’ndaki şevk ve heyecanı taşıyan, 21. Yüzyılda “Ben de varım!” diye ayağa kalkan Anadolu’nun azmini tüm dünyaya ilan eden, bunu gerçekleştirmek için kendi gücüne ve kaynaklarına güvenen Aziz Milletimizin özgüveninin ifadesidir.
Programımızın, insanımızın beklediği ve özlediği refaha bir an evvel kavuşmasına vesile olmasını Cenabı Hak’tan dileriz. Allah Aziz Milletimizin yar ve yardımcısı olsun.